CASCFEN Başkanı ve Azerbaycanlı onurlu gazeteci Nadir İsmailov, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı dolayısıyla Kıbrıs Türk Haber’e özel açıklamalarda bulunarak, 20 Temmuz’a ilişkin hatıralarını paylaştı.
İsmailov, 20 Temmuz’un Kıbrıs Türk halkı için tarihi önemine vurgu yaparken, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik bağlarının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile de güçlenerek devam ettiğini ifade etti.
Akdeniz'de Yeşil Ada
20 Temmuz: Türk iradesinin ve Kıbrıs Türkünün varoluş mücadelesinin simgesi
20 Temmuz, Türk dünyasının tarihinde özel bir anlam ve önem taşıyan günlerden biridir. Çünkü tam 52 yıl önce, yine bu tarihte Kıbrıs Barış Harekâtı başladı. Bu harekât, Kıbrıs Türklerinin hak ve güvenliğini korumak, adadaki Türk varlığını ortadan kaldırmaya yönelik planları engellemek amacıyla gerçekleştirilen tarihî bir Barış Harekâttı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, Türk milletinin iradesini ve kararlılığını tüm dünyaya bir kez daha gösterdi. Dünya bir kez daha şahit oldu ki Türk milleti hiçbir zaman işgalle barışmaz, topraklarının başkalarına verilmesini kabul etmez, yaşama ve var olma hakkından asla vazgeçmez. Kıbrıs'tan dünyaya şu mesaj verildi:
"Türk milleti, vatanının düşman çizmeleri altında kalmasına hiçbir zaman razı olmadı ve bundan sonra da olmayacaktır!"
Bugün Kıbrıs Türklerini bu tarihî bayram dolayısıyla yürekten kutlarken, aynı zamanda 27 yıl önce Kıbrıs Barış Harekâtı'nın 25. yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen kutlama programlarında yaşadığım anıları da paylaşmak istiyorum.

1999 yılında Azerbaycan'dan Kuzey Kıbrıs'a giden 25 kişilik heyetin içinde yer almak bana da nasip oldu. Bu, ülkemizin en seçkin heyetlerinden biriydi. Heyette kıymetli sanatçılarımız Zeyneb Hanlarova ve Nasperi Dostaliyeva, merhum Basın ve Enformasyon Bakanı Siruz Tebrizli, eski Bakan Sabir Rüstemhanlı, Akademisyen Teymur Bünyadov, aydın Səyyad Aran, merhum Anar Memmedhanlı, merhum Fettah Heyderov ve diğer tanınmış isimler yer alıyordu. Gazeteci heyetinde ise Yadigar Memmedli, Radik İsmayıl ve daha birçok değerli meslektaşımız bulunuyordu.
KKTC'ye ilk ziyaretim sırasında orada hâkim olan millî ruhu ve mücadele azmini yakından görme fırsatı buldum. Barış Harekâtı'nın izlerini taşıyan köyleri ziyaret ettik. Harabeye dönmüş köyleri ve yerleşim yerlerini gördükçe gözlerimin önüne Hocalı Katliamı geliyordu. Bir kez daha gördük ki, Türk nerede yaşıyorsa ona karşı yürütülen düşmanlık siyasetinin özü değişmiyor. Nasıl ki geçen yüzyılın 1950–1970'li yıllarında Kıbrıs Türklerine karşı büyük vahşetler işlendi, aynı zihniyet 1992 yılında Hocalı'da Azerbaycan Türklerine karşı da aynı vahşeti işledi.
Ziyaretimiz kapsamında Kıbrıs Barış Harekâtı'nın mimarlarından biri olan Türkiye'nin merhum Başbakanı Bülent Ecevit ile de kısa da olsa görüşme fırsatı bulduk. Tarihe damga vurmuş bir devlet adamını yakından görmek benim için unutulmaz bir hatıraya dönüştü.
Ancak ziyaretin en etkileyici anlarından biri, KKTC'nin Kurucu Cumhurbaşkanı merhum Rauf Denktaş ile gerçekleştirdiğimiz görüşme oldu. Resmî program kapsamında tüm heyetlerle toplu bir görüşme yapıldı. Görüşmenin ardından Rauf Denktaş şöyle dedi:
"Ben Azerbaycan'dan gelen kardeşlerimle ayrıca bir süre daha sohbet etmek istiyorum."
Bu sözler bile onun Azerbaycan'a duyduğu derin sevginin en anlamlı göstergesiydi.
O sohbet sırasında Karabağ'ın mutlaka işgalden kurtarılacağına inandığını ifade etti ve bugün bile hafızamdan silinmeyen şu sözleri söyledi:

"Türk'e ağlamak yakışmaz, Türk'e sızlanmak yakışmaz, Türk'e kendi toprağından ayrı düşmek yakışmaz. Ben eminim ki Azerbaycan halkı kendi topraklarını düşmandan kurtaracaktır."
Yıllar geçti ve tarih, Rauf Denktaş'ın bu inancını doğruladı. Azerbaycan Ordusu, Muzaffer Başkomutan İlham Aliyev'in liderliğinde Karabağ'ı işgalden kurtardı ve Türk dünyasına bir kez daha gösterdi ki Türk milleti hiçbir zaman işgalle barışmaz.
Kıbrıs'ta bulunduğumuz günlerde bir gerçeği daha yakından hissettim. Kıbrıs Türklerinin misafirperverliği, Azerbaycanlıların misafirperverliğinden farksızdır. Konuşma dilimizde, edebiyatımızda, millî düşüncemizde ve yaşam tarzımızda büyük benzerlikler vardır. Bu benzerliğin temelinde ise ortak tarih, ortak kültür ve ortak millî ruh yatmaktadır.

Nasıl ki 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı Türk tarihinin şanlı sayfalarından biri olduysa, 2020 yılında yaşanan 44 Günlük Vatan Savaşı da Türk dünyasının kahramanlık destanına altın harflerle yazıldı. Azerbaycan askeri bütün dünyaya gösterdi ki Türk milletini bir süre durdurabilirsiniz; ama onun iradesini asla kıramazsınız. Türk'ün zaferi gecikebilir, fakat mutlaka gelir.
Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk Devletleri Teşkilatı ile İslam İşbirliği Teşkilatı'nın gözlemci üyesidir. En büyük dileğim, yakın bir gelecekte bu iki önemli uluslararası kuruluşta da tam üye olarak hak ettiği yeri almasıdır.

Hatırlıyorum, 1999 yılında KKTC'de bulunduğumuz sırada dostum Radik İsmayıl ile birlikte yerel bir televizyon kanalındaki konuşmamızda şöyle demiştim:
"Asla umutsuz olmayın. Devletiniz mutlaka tanınacaktır. Azerbaycan her zaman sizin yanınızda olacaktır."
Bugün Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kararlı politikaları sayesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, başta Türk Devletleri Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatında artık kendi Cumhurbaşkanı, kendi Başbakanı ve kendi bayrağıyla temsil edilmektedir.
Kıbrıs Türk halkının 52 yıl önce vatan toprağı uğruna başlattığı mücadele bugün yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Artık temel hedef, devlet olma hakkının tüm dünya tarafından tanınmasıdır.
Bu yazının sonunda Kıbrıslı kardeşlerimi bir kez daha yürekten kutluyor ve onlara bir çağrıda bulunmak istiyorum.

Nasıl ki 1974 yılında yediden yetmişe tek yürek olup topraklarınızı korudunuz, bugün de Cumhurbaşkanınızla, Başbakanınızla, iktidarınızla, muhalefetinizle ve bütün halkınızla aynı birlik ve beraberlik ruhunu koruyun; uluslararası hukukun sizlere tanıdığı hakkı kararlılıkla talep edin. Çünkü bu, sizin hem tarihî hem de meşru hakkınızdır.
Ben buna yürekten inanıyorum.
Son olarak şunu da belirtmek isterim ki, 1999 yılında bu adaya yaptığım ziyaretin ardından kaleme aldığım yazıda KKTC için ilk kez "Akdeniz'de Yeşil Ada" ifadesini kullanmıştım. Aradan geçen yıllar bu kanaatimi daha da güçlendirdi.
Bugün de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin barışın, özgürlüğün ve millî mücadelenin simgesi olduğuna inanıyorum. Yakın gelecekte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler'de kendi bayrağı altında temsil edileceğine ve Türk dünyasının uluslararası alanda tanınan yeni devleti olarak tarihte hak ettiği yeri alacağına yürekten inanıyorum.




