KIBRIS

Cumhurbaşkanı Erhürman: Beş yıllık süreyi Kıbrıs Türk halkı açısından yeniden doğuş dönemi olarak kullanacağız

“Görüşme süreci devam ediyor ve edecek. Biz hep masada olacağız”

Abone Ol

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman Cumhurbaşkanlığı Beyaz Salon'da "Cumhurbaşkanlığı'nda 100 Gün" basın toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, görevindeki ilk 100 gününü değerlendirdi ve ortaya konulan çalışmaları paylaştı. Video gösterimi gerçekleştirilen toplantıda ayrıca 100 gün içinde yapılan icraatlar ve Kıbrıs Sorunundaki son gelişmeler hakkında bilgi verildi, ilk 100 gün kitapçığı basınla paylaşıldı. Cumhurbaşkanı Erhürman, her 100 günde bir toplantı düzenleyeceklerini belirterek, İngilizce sosyal medyanın devreye girdiğini, yakın zamanda ise Yunanca sitenin de devreye gireceğini belirtti.

“İkinci 100 günde yine burada olacağız, aynı şeffaflığı sürdüreceğiz”

Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın basın toplantısındaki açıklaması şu şekilde:

“CUMHURBAŞKANLIĞI YALNIZCA KIBRIS SORUNU İLE İLGİLENEN BİR MAKAM DEĞİLDİR”
“Değerli basın mensupları, öncelikle hepinize hoş geldiniz diyorum. Biliyorsunuz genel olarak demokrasilerde bir gelenektir, 100 günün ardından bir genel değerlendirme yapılır. Dün itibarıyla görevdeki yüzüncü günümüzü doldurmuş bulunuyoruz. Pazara rastladığı için Pazartesi günü bunu yapmayı tercih ettik. 100 gün ile ilgili kitapçığı QR koddan alabilirsiniz.

Birinci temel konu olarak Kıbrıs sorunu ile ilgili gelişmeleri ele aldık. İkinci temel konu olarak Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler, sonra diğer ülkelerle diplomatik ilişkiler ve dördüncü konu başlığı olarak da - biliyorsunuz hep söylemiştik seçimden önce – bizim baktığımız yerden Cumhurbaşkanlığı yalnızca Kıbrıs sorunu ile ilgilenen bir makam değil, içeride de yetkileri olan ve bu yetkilerini de kullanması gereken, doğrudan yetkili olmadığı konularda da koordinasyon görevini üstlenen bir makamdır. Dolayısıyla bununla ilgili de ilk 100 gün için seçim sırasında yaptığımız açıklamada bazı çalışma gruplarının - biz onlara çalışma birimleri adını veriyoruz – oluşturulacağı ve çalışmalara başlayacağı sözü vermiştik. Bununla ilgili de dördüncü bölümde açıklamalar var. Ben de bunlara değineceğim.”

“BELLİ SONUÇLARA LEFKOŞA’DA ULAŞALIM, SONRA 5+1’E GİDELİM”
“Kıbrıs sorunu ile ilgili süreç nerededir? Bunu değerlendirmek için nereden devraldığımızı hatırlamakta fayda var. Biliyorsunuz geride bıraktığımız beş yıllık süreç içerisinde bu konuda en öne çıkan iki nokta Cenevre ve New York görüşmeleriydi. İkisi de 5+1 formatında gerçekleşmiş ve gayrı resmi görüşmeler olarak kabul edilmişti. Yani resmi bir müzakere süreci yoktu. Yine - basın mensubu arkadaşlarımız çok iyi hatırlayacaktır - seçim döneminde benim şöyle bir açıklamam olmuştu. Demiştim ki bu konular bugüne kadar bildiğimiz güven yaratıcı veya artırıcı önlemler başlığı altında toplanabilecek konulardır. ‘Bunların Cenevre’de ya da New York’ta 5+1 düzeyinde ele alınması anlamlı değildir’ açıklamasını biliyorsunuz ki seçimden önce de bu konulara ilişkin değerlendirmelerimde söylemiştim. Sebebi de şuydu: Bunlar, bugüne kadar konuşulmuş konulardı. Sonuç da alınmış konular ama bunların konuşulması ya da bunlarda sonuç alınması için bir kere BM Genel Sekreterinin ve üç garantör ülkenin masada oturmasına gerek yok. Bu konular için 5+1 toplantıları fazla üst düzey kalıyor. Üstüne üstlük, 5+1 gerçekleştikten sonra sonuç alınmadan masadan kalkılması da hem BM hem üç garantör ülkenin ve iki liderin prestiji itibarı açısından da olumlu sonuçlar vermiyor. Çünkü bu kadar üst düzey bir toplantıda en azından belli sonuçlarla masadan kalkılması gerekiyor. Dolayısıyla göreve geldiğimiz ilk günden itibaren vurguladığımız bir noktaydı. 5+1 hiçbir şekilde kaçacağımız bir toplantı formatı değil, hangi toplantı söz konusu olursa katılırız. Ama bize göre doğru olan en azından masaya konulmuş Güven Yaratıcı Önlemler konusunda belli sonuçlara Lefkoşa’da ulaştıktan sonra 5+1’e gitmek ve dolayısıyla 5+1’in sonucunda da birtakım olumlu gelişmelerin açıklanmasına fırsat vermektir’ demiştik. Bu pozisyonumuzu koruduk.”

“DÖRT MADDELİK METODOLOJİ ÖNERİMİZİ İLK TOPLANTIDA MASAYA KOYDUK”
“Üç ay artı on gün içerisinde BM gözetiminde iki lider arasında gerçekleşen üç ayrı toplantı oldu. Bu üç ayrı toplantının birincisinde, seçimden çok önce ortaya koyduğumuz dört maddelik metodoloji önerimizi ilk toplantıda masada ortaya koyduk. Bununla birlikte on tane de yeni güven yaratıcı önlem önerimizi de masaya koyduk. Yeniden kastım şu: Tabii ki Cenevre ve New York’ta görüşülen konular halen görüşme masasının konusudur. Bunlara ek olarak 4 maddelik metodoloji önerisi ve yine bunlara ek olarak on maddelik yeni bir güven yaratıcı önlemler paketi önerisini de ilk toplantıda masaya koyduk. Bunların içinde yer alanlardan şu örnek verilebilir. Kayıp Şahıslar Komitesini birlikte ziyaret gibi son derece sıradan – Güven Yaratıcı Önlem bile değil bize göre – ama o dönemin ihtiyaçları içerisinde önemli olan. Neden? Hatırlayacaksınız Avrupa Parlamentosu’nda bir anıtın yapılması konusunda bir karar alınmıştı. Bu anıtın sadece Kıbrıslı Rum kayıpları ile ilgili öneri olarak ortaya çıkmıştı. Bu ziyaret aslında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum kayıplarının hepsinin anılarını onurlandırmak ve hepsi ile ilgili KŞK tarafından araştırmalar yapıldığını hatırlatmak amacıyla bizler tarafından önerilmişti. Bu gerçekleşmişti.”

“BOSTANCI VE DERİNYA’DA SEYRÜSEFER’İ SON TOPLANTIDA HRİSTODULİDİS’E HATIRLATTIK”
Yine hatırlayacaksınız, çok uzun süredir devam eden Hellimin tescili konusunda Kıbrıs Rum yetkili makamının Bureau Veritas ile sözleşme imzalanması meselesi vardı. Bunun bir an önce tamamlanması gerektiğini söylemiştik. O toplantıdan kalktığımızda da Sn. Hristodulidis hatırlayacaksınız - Ocak sonu itibarıyla bunun tamamlanacağını söylemişti. Metehan’daki sıkışıklığı biraz olsun rahatlatmak açısından önerilerimiz vardı. Metehan’da kulübe sayısının yediye çıkarılması ve sürekli olarak orada görevli bulundurulması ve Bostancı ve Derinya kapılarında da seyrüsefer çıkarılmasının olanaklı kılınması önerilerimizdi. Bu konularda 31 Ocak itibarıyla sonuç alınacağı taahhüdü Sn. Maria Holguin Cuellar önünde yapılmıştı. Bu taahhütler şu ana kadar yedi kulübenin Metehan’a yerleştirilmesinin gerçekleştiğini gözlemledik ama orada yol yapımı Kıbrıslı Rum müteahhidin kısmı henüz tamamlanmadığı için bunların devreye girdiğini görmedik. Ama Derinya ve Bostancı’da seyrüsefer ile ilgili çalışma henüz başlatılmadı. Bunu da son toplantıda Sn. Hristodulidis’e bir kez daha hatırlattık. Hellim ile ilgili imzalanması gereken sözleşme henüz maalesef imzalanmadı.

“DERDİMİZ İKİ HALKA MENSUP ÇOCUKLARIN SPOR MÜSABAKASINDA DOSTLUK TURNUVASINDA BİR ARAYA GELMESİYDİ”
“Bunun dışında o öneriler içerisinde, U14’lerin dostluk maçı yapması diye bir önerimiz vardı. Bu öneri ile ilgili nedense çok tartışma çıktı. Futbolda bu iş zor olur diye. Biz görüşme süreçleri boyunca dedik ki illa ki futbol değil, basketbol, hentbol, voleybol da olur dedik. Takımlar konusunda sıkıntınız varsa hatta bireysel katılımla atletizm veya jimnastik de olur. Derdimiz iki topluma iki halka mensup çocukların spor müsabakasında dostluk turnuvasında bir araya gelmesiydi. Bizim basınımızda yine o dönemde bazı eleştiriler yer aldı: Türkiye Cumhuriyeti’ni ikna edebildiniz mi ki böyle bir maç yapması konusunda ki siz bunu Kıbrıslı Rumlardan istiyorsunuz diye. Farkına varıldı mı bilmiyorum ben birkaç gün önce Girne’de Hentbol turnuvasındaydım. O turnuvada, Türkiye Cumhuriyeti, Özbekistan, Kosova ve Kazakistan’dan takımlar hentbol turnuvasına katıldılar. U14 de değildi, U16’ydı. Bunun yapılmasının önünde bir engel olmadığı aslında son derece açık, bizim bununla herhangi bir siyasi amaç gütmediğimiz de son derece açıktır. Ama maalesef bu konudaki önerimiz kabul görmedi. Bizim seçim öncesinde söylediğimiz 5+1’e böyle konulara gerek yok bu konular Lefkoşa’da çözülmelidir.”

“NİHAİ HEDEFİMİZ KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜLMESİDİR”
Şu anda BM Genel Sekreterinin Kişisel Temsilcisi Sn. Holguin’in yaptığı açıklama güven yaratıcı önlemlerde mesafe kaydedilmedikçe, çözümler üretilmedikçe 5+1 toplanmayacaktır açıklaması aslında bizim seçimden önceden beri ortaya koyduğumuz görüştür. Amacı da bellidir. Nihai hedefimiz Kıbrıs sorununun çözülmesidir. Kıbrıs sorununun çözülmesinin bu ülkede öngörülebilirlik ve görünürlük sağlanması açısından en önemli unsur olduğunu hep vurguluyoruz. Ama şunu da vurguluyoruz. Crans Montana’dan bugüne sekiz seneyi aşkın bir süre geçti. 8 senenin içerisinde anlamlı denilebilecek hiçbir görüşme süreci yaşanmadı. Sn. Holguin’in buraya ilk gelişinden bugüne de maalesef güveni olumsuz şekilde etkileyecek gelişmeler yaşandı. 21 Aralık’ta ilk defa yapıldığını tespit ettiğimiz yapılan bir açıklama gibi. Hani AB yetkilileri buraya geldiğinde - ben ona ‘delikten baktırma ritüeli’ adını veriyorum- o ritüelin tekrarlatılması gibi birtakım güveni olumlu etkilemediği açık olan gelişmeler yaşandı. Bir güveni olumlu yönden etkilemeyen gelişme de maalesef demin sözüne ettiğim 31 Ocak itibarıyla tamamlanacağı öngörülen noktaların en azından üç tanesinin Bostancı, Derinya’da seyrüsefer ve hellim meselesinin halen halledilmemesidir. BM raporlarından alarak söylüyoruz, orada söylenen şey şudur, çözüme uygun bir iklime, atmosfer yaratmaya ihtiyaç var. Birinci adım budur. Bunun gerçekleşmesi üzerine 5+1 gerçekleşebilir ki 5+1 gerçekleştiğinde oradan olumlu bir havayla kalkılabilsin. Temel iddiamızda ki gerek dört maddeli öneriler konusunda gerek on maddeli öneriler konusunda gerekse Haspolat, Kiracıköy’den Eylence’ye ve Lüricina Akıncılar noktasında yeni kapıların açılması meselesi vardı. O meselelerde de temel hedefimiz sonuç alalım, iki halk da bu iki liderin sonuçlar alabildiğini görsün ve güven artsın. Dört maddelik öneri de aslında temel hedefe yöneliktir. O temel hedefin gerçekleşmesi için bu defa daha öncekilerden farklı olarak birtakım usul kuralları belirleyelim.”

“DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK EN BAŞTAN GARANTİ EDİLECEK”
Maalesef bunu ilk kez söylemiyorum. Bugün basında bazı haberlerde farklı değerlendirmeler gördüm. Ben şu ana kadar bu saydığım dört konu dışında herhangi bir konuda ilerleme sağlandığını kendi halkıma aktarmadım. ‘İki lider halklarına farklı şeyler aktarıyor ama Holguin gerçeği söylüyor’ şeklindeki değerlendirmeyi doğru bulmam. Son derece açık bir şekilde biz gerçeği söylüyoruz. Gerçek de şu ana kadar ilerleme sağlanmamış olduğudur. Sağlanmamasının sebeplerinden biri de o dört maddenin içinde dahi - ki güveni biraz olsun yaratacak şeylerdi - orada dahi ilerleme olmamasıdır. Dört maddeden kastım seyrüsefer, hellim kısmıdır. Bizim dört madde ile ilgili olarak söylediğimiz çok nettir. Usule, metodolojiye dairdir. Metodolojiye ve usule dair olmasının açık göstergesi de hepsinde ilkesel olarak vurgusu yapıyoruz. Siyasi eşitlik ile ilgili olarak dönüşümlü başkanlık konusunda örnek veriyorum sadece. Çok açık şekilde söylediğimiz şudur: Biz dönüşümlü başkanlık meselesinin ikiye bir mi üçe bir mi dörde bir mi olduğunu şimdiden belirlemekten, içeriğinden bahsetmiyoruz. İlkesel olarak şunu söylüyoruz: herhangi bir yapı kurulacaksa ve burada siyasi eşitlik olacaksa, o yapının iki bileşeni olan Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumların belli dönemlerle o yapıya başkanlık edebileceğinin güvence altına alınması lazım. Öyle bir yapı teehhül edebiliyor musunuz ki siyasi eşitlik var ama iki bileşenden biri tarih boyunca o yapının başkanlığını hiç yapamayacak? Bu baştan garanti edilecek. Bunun örneği 1960 Anayasasında vardı. Son dönemlerde 1963 olayları dolayısıyla rahmetli Dr. Küçük’ün yazdığı mektuplar tekrar yayınlandı. Oralara bakarsanız aslında dönüşümlü başkanlığın olmamasının nelere mal olduğunu nasıl kötü sonuçlar doğurduğunu görebilirsiniz.

“GÖRÜŞME SÜRECİ DEVAM EDİYOR VE EDECEKTİR. BİZ HEP MASADA OLACAĞIZ”
“Bizim iddiamız seçim öncesinin de çok öncesinden beri Sayın Guterres’in dediği gibi bu defa farklı olmalıdır. Bu defa farklı olacaksa ne olacak fark? Biz kendi önerilerimizi geliştirdik ve dedik ki bu defa farklı olacaksa en azından metodolojinin baştan belli olması lazım. Kurallar, usuller nedir koyalım. Ondan sonra esasa geçelim ve içeriği konuşalım. Bu geldiğimiz nokta, buna rağmen kendi adıma bir hayal kırıklığı ya da moral bozukluğu içinde olmadığımı çok açık söyleyeyim. Sebebi şu: 5 yıllık bir durgunluk dönemi ama geriye gidin beş yılı da aşkın 2017’dir Crans Montana, sekiz yıllık bir durgunluk dönemi. Benim seçilmemden itibaren KŞK konusunda, AB yetkililerinin buraya gelmesi, 21 Aralık gibi konularda yaşananlar varken görüşme süreci devam ediyor ve edecektir. Biz hep masada olacağız. Kırmızı çizgi demiyoruz. Bunlar bu ülkede güven yaratıcı önlem olarak uygulanması gereken şeylerdir. Eğer çözüm istiyorsak, bunlar üzerinden yürünmesi lazım diyoruz.”

“GÖRÜŞME SÜRECİ TÜRKİYE CUMHURİYETİ YETKİLİLERİ İLE İSTİŞARE İÇERİSİNDE YÜRÜTÜLÜYOR”
“Son toplantıda Sn. Hristodulidis 5 maddelik başka bir şey getirdi. 5 maddelik başka bir şeyin bir maddesi güven yaratıcı önlemlere ilişkindir. Haspolat, Kiracıköy, Eğlence oraları kapsayan geçiş noktaları ile ilgilidir. New York’tan beri masada bir harita var Erenköy o masada yok. 5 maddenin içinde Erenköy de onun içine girdi. Konu, New York’tan bile daha uzlaşılması zor olan bir noktaya çekildi. Daha da uzlaşma açısından güçlük yaratan bir şey ortaya çıktı. Ne zaman çıktı? Üçüncü üçlü görüşmede çıktı. Arzu ettiğimiz bir noktada değiliz. Ama gönül rahatlığı ile söylüyorum daha üç ay oldu. Üç ay içerisinde elbette birtakım anlaşmazlık noktaları öne çıkacaktır. Ben de bu süreçlerin içerisinde yer almış biri olarak çok iyi biliyorum. Bir de GKRY’nin AB dönem başkanlığını yürüttüğü dönemdeyiz. Mayıs ayında güneyde genel seçimlerin yapılacağını bildiğimiz bir dönemdeyiz. Dolayısıyla bu dönemde çözümlere ulaşmanın zaman alacağı da açık şekilde görülebilir. Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkiler nasıl olacak sorusu soruluyordu. Zaten Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak her zaman tüm liderlerimiz Türkiye Cumhuriyeti ile istişare içerisinde görüşme süreçlerini yürüttü. Baştan beri de bu konuda görüşme süreci Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri ile istişare içerisinde yürütülüyor. Seçimden önce de bunun böyle olacağınız söylemiştik. Seçimden sonra da söylemiştik. Bu konuda gerek Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek KKTC’nin farklı noktalarda farklı görüşleri olabilir. Önemli olan istişare sürecinin diplomatik ilişkilerin kesintisiz bir şekilde yürüyebilmesidir. Bu ülkede eğer çözümü gerçekten istiyorsanız, bu çözümde iki lider var üç de garantör ülke var. Üç garantör ülkenin de evet diyeceği bir çözüm üretmek durumundasınız. Kıbrıs Türk lider olarak da size düşen görev üç garantör ülke hem Türkiye Cumhuriyeti hem Kıbrıs Rum liderliği hem de bu dönem öyle bir dönem ki - daha da açık çıktı ortaya - onların dışındaki pek çok bölgesel etkili devlet ile de çok ciddi al ver süreci, diplomasi süreci, istişare süreci yürütmekle yükümlüsünüz.”

YOĞUN DIŞ TEMASLAR… BİRİNCİ KONU KARMA EVLİLİKLERDEN DOĞAN ÇOCUKLARIN YURTTAŞLIK HAKKI…
“Üç ay içerisinde gerek benim gerekse müsteşarımız Sn. Mehmet Dânâ çok yoğun dış temaslar da yaptığımızı görebilirsiniz. Dış temaslar derken, bir yerlere gitmek değil dış elçilerin buraya gelmesi suretiyle temaslar yaptık. Bunların arasında ABD, Fransa, Birleşik Krallık gibi bu anlamda bölgede etkili olduğu bilinen devletler de var. Onlarla yaptığımız görüşmelerde hem Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşlerimizi aktarırken, hem de güven yaratıcı önlemler konusundaki görüşlerimizi paylaşma fırsatı buluyoruz. En fazla onlarla yaptığımız görüşmelerde Kıbrıs sorunu dışında kalan kısımda karma evliliklerden doğan çocukların yurttaşlık hakkı konusudur. Çünkü bunu baştan beri güven yaratıcı önlem olarak değil bir insan hakkı ihlali olarak değerlendiriyoruz. Bu insan hakkı ihlalini tüm muhataplarımızla da paylaşmaya devam ediyoruz, geriye kalan tüm güven yaratıcı önlemler konusunda olduğu gibi.”

“METEHAN’IN RAHATLATILMASI KIBRISLI TÜRKLERİN LEHİNE KIBRISLI RUMLARIN ALEYHİNE DEĞİLDİR”
“Güven yaratıcı önlemlerle ilgili şunun da altını çizmek istiyorum. İlk bunları sunduğumuzda, şöyle bir yorum yapılmıştı. ‘Tufan Erhürman on maddelik güven yaratıcı önlem önerisi sundu ama bunlar hep Kıbrıs Türk halkının lehine olanlardır. GYÖ paketi iki tarafı da mutlu edecek şeyler olmalı, win win olmalı ki gerçekten güven yaratılsın denilmiştir. Ben de şunu söylemiştim. Metehan’ın rahatlatılması Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değildir. Seyrüseferin Derinya’da ve Bostancı’da da yapılması Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değil, çünkü Metehan’a yüklenmeyecek demektir, Metehan rahatlayacak demektir. Hellim konusu Kıbrıslı Türklerin lehine Kıbrıslı Rumların aleyhine değildir. Çünkü hellim ortak PDO tescilidir. Hellimin ihracı meselesi eğer Kıbrıslı Türklerin lehine değerlendirilecekse biliyorsunuz 2026’dayız. Aşağı yukarı 9 sene önce başlayan bir süreçten bahsediyoruz ve iki toplum liderleri tarafından başlatılan bir süreçten bahsediyoruz. Karşılıklı futbol maçları, dostluk maçı yapılmasının alakası yok. Çünkü zannedildi ki Kıbrıslı Türkler yapamıyor da bari Rumlarla yapayım dediler. Böyle bir şey yoktur, zaten çok kısa bir süre önce U14 takımımız Trabzon’a gitti, bir süre önce Azerbaycan’a gitti. Dinamo Mix ile maç yaptı. Daha geçen gün Girne’de Hentbol turnuvası düzenlendi. Bu bizim ihtiyacımız değil, iki toplumun çocuklarının bir araya gelmesi daha yakından tanıması meselesiydi. Geçiş noktaları meselesi dediğimiz gibi biz geldiğimizde önümüzde bulduk haritayı. Yani Haspolat’ı, Akıncılar’ı, Kiracıköy Eğlence bağlantısını ilk öneren biz değiliz, o harita zaten oradaydı. O haritada Haspolat hem Kıbrıslı Türklerin hem Kıbrıslı Rumların hayatlarını kolaylaştıracaktır.”

“LEFKOŞA’NIN YENİ BİR ARAÇLI GEÇİŞ NOKTASINA İHTİYAÇ DUYDUĞU BARİZDİR”
Lefkoşa’nın yeni bir araçlı geçiş noktasına ihtiyaç duyduğu barizdir. Artı Kiracıköy Eğlence hattı da aslında Kıbrıslı Türkler için değil Larnaka’dan Lefkoşa’ya daha kısa sürede gelmek isteyen Kıbrıslı Rumlar için önerilen bir şeydir. Benim için sorun değildir tabii ki Kıbrıslı Rumların trafiği rahatlasın. Çözüm önermeye çalışıyoruz. Biliyorsunuz hatta yeni bir yolun doğrudan doğruya bizim tarafımızdan yapılması önerisi var masada bedeli ödenmek suretiyle. Amaç nedir? Kıbrıslı Türklerin Eylence’ye çok fazla seyahat etmesi söz konusu değil. Ama böyle bakmıyoruz meseleye. Herkes kazansın. Lurucina Limya kapısı da Kıbrıslı Türkler ile ilgili değil aslında Larnaka’dan gelenlerin kullanacağı bir kapıdır. Önerdiğimiz şeyler arasında meseleye böyle baktığımızı gösterecek bir şey de olduğu kanaatini kendi adıma taşımıyorum. Sayın Hristodulidis’in yaptığı ekstra öneriler konusunda da ben kendisine son toplantıda tek tek üzerinden geçerek bazı yaptığı önerilerin şu an fiilen uygulanmakta olduğunu Haspolat Arıtma tesisi meselesi ikinci toplantı üç saat sürdü. Üç saatlik toplantının 45 dakikasını Haspolat’ta sorun var üzerinden geçti. Ben ve müsteşarım iş o kadar sürdü ki Sayın Harmancı’yı bir daha arayalım. Bize herhalde yanlış bir şey aktardı diye düşünüp telefon açmamızı mecburi kıldı. Hatta o telefon konuşmasına Sn. Fidan’ı aradığım şekilde yansıtıldı. Oysa hem ben hem Sn. Dânâ, Sn. Mehmet Harmancı’yı aramıştık. Sonra biz Sayın Harmancı’dan rica ettik. Lefkoşa’daki muhatabının da olacağı, Sn. Dânâ ve Sn. Menelaou’nun da olacağı bir toplantı organize edin lütfen ve orada bu sorunu konuşun çünkü biz sorun olmadığını biliyorduk ama sorun olduğu düşüncesiyle üç saatin 45 dakikası bu konuyla geçti ve Haspolat hatta ortak açıklamaya da girdi. O toplantı bizim talebimizle gerçekleşti. O toplantıda Sn. Mehmet Harmancı da muhatabı da ortada bir sorun yoktu biz zaten anlaşmıştık dedi ve toplantı bitti. Bunu da yaşadık. Bu son toplantıda o yüzden ben tek tek geçtim Sn. Hristodulidis’in önerilerinin üzerinden. Bir kısımda tek taraflı olarak yapılacağını söyledim bir kısmında da aslında fiilen bir sorun olmadığını anlattım. Bizim önerilerimizin üzerinden kendisi geçmeyi tercih etmedik. Kendi önerilerini paylaşmayı tercih etti. İleriye doğru yol önerileri dedi adına.

“BU ÇAĞRININ MUHATTABI BİZ DEĞİLİZ”
“Bu konularla ilgili BM’nin kendi rapor ve kararlarından iki noktayı hatırlatmak istiyorum. Sn. Antonio Guterres’in Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün faaliyetlerine ilişkin 5 Ocak 2026 tarihli raporunun 52. Paragrafında şöyle der: ‘toplumlar arasında daha yakın iş birliğini teşvik etmeye yönelik çabalar kapsamında yerel ve uluslararası aktörler kuzeyin statüsü ve tanınmayla bağlantılı zorluklar ve engellerle karşılaşmaya devam etmektedir. Kıbrıs’a ilişkin BM politikası korunmakta Tanınmaya ilişkin kaygıların tek başına daha fazla iş birliğinin önünde engel oluşturmaması gerektiğini bir kez vurguluyorum.’ Yani Guterres ne diyor? KKTC’nin tanınması hukuki açıklaması gelmeyecek ama uygulama aracılığıyla KKTC tanınmış olacak endişesi ile bazı iş birliği alanlarının önü tıkanıyor. Bu iş birliği alanlarının önünü tıkamayın. Çünkü bu endişeler yersiz endişelerdir diyor Sn. Guterres. Ama biz halen Güven Yaratıcı Önlemleri konuşurken sürekli olarak karşımızda siz bunu aslında recognition by implication olsun diye yapıyorsunuz yaklaşımıyla karşı karşıya kalıyoruz. Sn. Genel Sekreter de bunun farkında demek ki bunu ilk defa bu raporda yazmadı. Daha önceki raporlarında da bu tanınma endişesini iş birliğini engelleyen bir faktöre dönüştürmeyin çağrısı yaptı. Bu çağrının muhatabı tahmin edersiniz ki biz değiliz. Bu çağrının muhatabının Kıbrıs Rum liderliği olduğu belli. Bir başka nokta da Güvenlik Konseyi kararlarına dahi sirayet eden 30 Ocak 2026 tarihli Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri iki toplum arasında sosyoekonomik farkın daha da derinleştiğine ilişkin tespitini hatırlatır, bunun adada daha fazla uzaklaşmaya yol açma ve bir çözüme ulaşma ihtimallerini potansiyel olarak etkileme riski taşıdığını tespit eder. Sosyoekonomik Disparity diyor yani uzaklaşma artıyor bunun artıyor olması çözüm perspektifini de zayıflatıyor dedikten sonra da, bu bağlamda anlamlı temaslar yoluyla ele alınabilmesi için ilave çabalar gösterilmesi yönünde güçlü bir çağrıda bulunuyor. Bizimle bu konuda bizim sosyoekonomik düzeyimizin daha yukarıya taşınması aradaki uzaklaşmanın kapatılması noktasında bizimle temas kurulması çağrısını yapıyor Sn. Guterres. Bunları da akılda tutmak lazım Güven Yaratıcı Önlemler meselesi konuşulurken diye düşünüyorum.”

İLK 100 GÜNDE 18 ÇALIŞMA BİRİMİ FAALİYETE GEÇTİ
“Bir de son konu olarak şuna değineyim. Hatırlarsınız seçimden önceki yüz gün programımızda aşağı yukarı 15-20 arasında burada çalışma birimi oluşturulacağını söylemiştik. 18 çalışma birimi halihazırda faaldir. Bunlardan bir tanesine ilişkin veri vereyim. Kamu yönetimini izleme ve yurttaş şikayetlerini değerlendirme birimi diye bir birim kurduk. Bu birime bugüne kadar 100 gün içerisinde çeşitli bakanlıklarla kamu kurumları ve dairelerle ilgili 119 talep veya şikayet geldi. Bunlardan 58’i olumlu sonuçlandı. Vatandaşların talepleri doğrultusunda sonuçlandı. 18 olumsuz sonuçlandı. Vatandaşlara taleplerinin neden yerine getirilemeyeceğini hukuken yerine getirilemeyecek talepler olduğu anlatıldı. 43 şikayet ise inceleme aşamasındadır. 100 günlük süre içerisinde cumhurbaşkanlığı vatandaşların başvurma olanağının olduğu bir yapı haline geldi ve başvurularının sonucunda dertlerine derman üretilebilen bir mekanizma da devreye girmiş oldu. 18 çalışma birimiyle ilgili ana hatlarını söyleyeyim. İki temel noktadan hareketle çalışıyor bu birimler. Farklı farklı görüşlerden insanlar var. Bunlar altını çiziyorum iki toplumlu komitelerin dışında sadece burada oluşturulmuş birimlerdir. İki toplumlu teknik komiteler de çalışmaya devam etmektedir. Onlar farklı, bunlar farklıdır. Burada iki amaç öne çıkıyor. Uzun süredir yapılmayan işler mesela AB ile ilişkiler Birimi, Mülkiyet Birimi, Kamu Diplomasisi Birimi gibi birimler aslında uluslararası alanda yapılması gereken işleri çalışan birimlerdir ve uzun süredir devrede değillerdir. Bir de Kültür Sanat, Kültürel miras Birimi gibi Cumhurbaşkanlığının 5 yıllık istikrarlı görev süresini kullanma amaçlı birimler var. Hükümetler değişebilir, bakan değişebilir, müdür değişebilir. Orta ve uzun vadeli planları ortaya koymanız mümkün olmayabilir. Seçim döneminde de bunu söylemiştim. Cumhurbaşkanlığının 5 yıllık görev süresi var. 100 günü gitti daha 4 yıl 8 ayımız var. 4 yıl 8 ay içerisinde bu alanlarda da orta ve uzun vadede planları önümüze koyarak bugünkü hükümetle bundan sonra gelecek hükümetle doğru diplomatik ilişkileri kurarak toplumumuzun önüne bir yeni dönem vizyonunu koyma ihtiyacından kaynaklı yapılardır. Cumhurbaşkanlığı daha bir Meclis veya hükümet çalışmalarına da dikkat edecek demiştik. Şu ana kadar 100 gün içerisinde DAÜ VYK’nın atanması konusunda hukuka uygun yapılması konusunda gerekli girişimler yapıldı. Bir uluslararası protokol Anayasa Mahkemesine görüş alınması için gönderildi. Üç dört gün önce Meclis’ten gelen bir yasa Meclis’te tekrar görüşülmek üzere Meclis’e geri iade edildi.”

“5 YILLIK SÜREYİ KIBRIS TÜRK HALKI AÇISINDAN YENİDEN DOĞUŞ DÖNEMİ OLARAK KULLANACAĞIZ”
“Kim ne derse desin. Benim şahsi düşüncem şudur: Bu 5 yıllık süreyi Kıbrıs Türk halkı açısından bir yeniden doğuş dönemi olarak kullanmak ve bunun gereklerini yerine getirmek niyetindeyiz. Bütün çabamız bu yöndedir bu yönde olacaktır. Yeniden doğuştan kastım da, bir Kıbrıs sorunu ile ilgili anlamlı ciddi sonuç odaklı çalışma aralıksız bir biçimde çözüm ve güven yaratıcı önlemler için sürdürülecektir. İki, Dünya ile ilişkiler konusunda bugünkünden de daha fazla çaba ortaya konulacaktır. Kıbrıs Türk halkının dünyada bilinirliği ile ilgili ekstra çaba ortaya konacaktır ve Kıbrıs Türk halkının kurumsal yapısının, kültür, sanatının ve kimliğinin bu beş yıl içerisinde şu anda endişe konusu iken gurur konusu olması noktasında yoğun çalışma gösterilecektir. Tek kabul etmediğimiz ama eleştiri yapanlara saygım sonsuz ama cümle olarak lugâtımızdan çıkardığımız şey şudur: ‘Bu memleketten bir şey olmaz. Biz bunu yapamayız’ bizim lugâtımızda yoktur. Bu çıkarıldı. Biz yaparız. Bizim ülkemizin de insanlarımızın da potansiyeli buna yeterlidir. Ama içerde kurumsal yapıdaki zafiyet, ekonomideki zafiyet, kültür ve sanat konusundaki kalkınma ile ilgili zafiyet bizim dışarıda yapmaya çalıştıklarımızın da maalesef önünde engeldir. Farklı kompartımanlar gibi görünse dahi hepsi geçişkendir, iç içedir. Hepsinden birlikte hareket ettiğinizde gerçekten Kıbrıs Türk halkının yeniden doğuşu için bir çaba göstermiş olursunuz.”

“İKİNCİ 100 GÜNDE YİNE BURADA OLACAĞIZ”
İkinci 100 günde yine biz burada olacağız. Sürekli aynı şeffaflığı aynı kamuoyu ile karşılıklı alışverişi sürdürmek istiyoruz. Basınla ilgili olarak da, Türkçe Cumhurbaşkanlığının sitesi vardı. İngilizcesi de devreye girdi. Kısa süre içerisinde Yunancası da devreye girecek. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz. Bu ülkede çözüm istiyorsak, Kıbrıs Rum halkı ile Kıbrıs Rum kanaat önderleri ile temas içerisinde olmamız gerekir. Hem kişisel temaslar hem de Yunanca olarak da onlara seslenme onlara karşı da şeffaf olma çabasını ortaya koyacağız."