Durum Vahim…
2026 yılı bütçesi, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde ekonomik göstergelerdeki sınırlı iyileşmelere rağmen, toplumun geniş kesimleri açısından derinleşen bir sosyoekonomik krizin habercisi niteliği taşımaktadır.
Bu durum yalnızca muhalif çevrelerin değil, AKEL’in en üst düzey yöneticilerinin de açık biçimde dile getirdiği bir gerçektir.
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun Meclis Genel Kurulunda yaptığı değerlendirmeler, Rum tarafının bütçe politikalarının içine sürüklendiği yapısal çıkmazı bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
Hristodulidis Hükümetinin üçüncü bütçesi olan 2026 Bütçesi, mali disiplin ve nominal büyüme söylemine dayanmakta, ancak bu yaklaşım toplumun yaşadığı gerçek sorunlarla örtüşmemektedir.
Ekonomik göstergeler iyileşirken, dar ve orta gelirli kesimler hızla yoksullaşmakta, satın alma gücü gerilemekte ve sosyal güvencesizlik yaygınlaşmaktadır. Rum tarafında bugün emekliler Avrupanın en yoksulları arasında yer almakta, çalışanların önemli bir bölümü düşük ücretlerle geçinmeye çalışmakta ve orta sınıf dahi yüksek yaşam maliyetleri karşısında kırılgan hale gelmektedir.
Bütçenin en dikkat çekici zaaflarından biri, artan kamu gelirlerinin üretken yatırımlara ve sosyal politikalara yönlendirilmemesidir.
Devlet gelirlerindeki artışın önemli bir bölümü, hayat pahalılığı nedeniyle yükselen dolaylı vergilerden kaynaklanmaktadır. Bu durum, özellikle düşük ve orta gelirli haneler üzerinde orantısız bir yük yaratmakta, servet sahibi kesimler ise vergi sistemine son derece sınırlı katkı sunmaktadır.
AKEL’in vurguladığı üzere, Rum tarafının vergi yapısı dolaylı vergilere aşırı bağımlıdır ve bu yapı gelir eşitsizliklerini kalıcı hale getirmektedir.
Sosyal harcamalardaki artış iddiası da büyük ölçüde yanıltıcıdır. Bütçede sosyal yardımlarda görülen artış, esas olarak Genel Sağlık Sistemine yapılan zorunlu katkılardan ibarettir.
Konut krizi, enerji yoksulluğu, düşük gelirli çalışanlar ve emekliler için ayrılan kaynaklar ise hem yetersizdir hem de bütçe içindeki payını kaybetmektedir. Nitekim Rum tarafında konut fiyatları ve kiralar kontrolsüz biçimde yükselmiş, gençler ve aileler için barınma giderek ulaşılamaz hale gelmiştir.
Rum ekonomisinin bir diğer yapısal sorunu, büyümenin tüketim odaklı ve ithalata bağımlı bir zeminde gerçekleşmesidir. Üretken yatırımların toplam yatırımlar içindeki payı Avrupa Birliği ortalamasının oldukça altında kalmaktadır.
Kalkınma bütçesinin uygulanma oranlarının düşük olması, büyük altyapı projelerinin gecikmesi ya da çıkmaza girmesi ve stratejik sektörlere ayrılan kaynakların azaltılması, Rum tarafında uzun vadeli kalkınma kapasitesinin zayıfladığını göstermektedir.
Kamu maliyesi açısından tablo daha da vahimdir. Vasiliko Doğal Gaz Terminali ve GSI elektrik enterkoneksiyonu gibi projeler, milyarlarca avroluk potansiyel yükümlülükler yaratmış, AVRUPA HUKUKUNUN RUM TARAFININ KULLANDIĞI FONLARDA YOLSUZLUK iddialarıyla soruşturma yürüttüğü süreçler kamu yönetimindeki ciddi zaafları gözler önüne sermiştir.
Buna ek olarak Sosyal Sigortalar Fonundan yapılan aşırı borçlanma, kamu borcunun düşük gösterilmesi uğruna sosyal güvenlik sisteminin geleceğini riske atan bir uygulamaya dönüşmüştür.
Enerji politikalarındaki başarısızlık, Rum tarafının ekonomik ve çevresel kırılganlığını daha da artırmaktadır. Kıbrıs, sera gazı emisyonlarını 1990 seviyesinin altına çekemeyen tek AB ülkesi konumundadır.
Doğal gaz altyapısındaki gecikmeler, yenilenebilir enerji yatırımlarının yetersizliği ve enerji piyasasındaki oligopol yapılar, hem haneleri hem de işletmeleri Avrupa’nın en pahalı elektrik fiyatlarına mahkûm etmektedir.
Tüm bu veriler, Rum tarafında uygulanan bütçe politikasının sürdürülebilir, kapsayıcı ve toplum merkezli bir kalkınma vizyonundan yoksun olduğunu ortaya koymaktadır.
Stefanos Stefanu’nun da altını çizdiği gibi, rakamlara dayalı bir başarı anlatısı, toplumun yaşadığı gerçekliği gizleyememektedir.
Ekonomik göstergeler düzelirken sosyal göstergelerin dibe vurduğu bir yapı, uzun vadede ne ekonomik istikrar ne de toplumsal huzur üretebilir.
Rum tarafının 2026 bütçesi, kendi siyasetçilerinin itiraflarıyla da teyit edildiği üzere, gelir adaletsizliğini derinleştiren, sosyal devleti zayıflatan ve geleceğe yönelik stratejik bir yönelim sunamayan bir bütçe olarak kayda geçmektedir.
Bu tablo, Kıbrıs adasının güneyinde yaşanan yapısal krizin artık inkâr edilemez boyutlara ulaştığını açıkça göstermektedir.