Barolar Birliği Başkanı Hasan Esendağlı, İsias Otel’in yıkılmasında kusuru bulunan kamu görevlileri davasında dün açıklanan kararla, Türkiye yargısının insan eliyle meydana gelen bu tür felaketlerin önüne geçebilecek emsal bir karar verme ve kendi nesillerinin hayatını kurtarma fırsatını kaçırdığını söyledi.
Kararın gerekçesinin henüz açıklanmadığını belirten Esendağlı, mahkumiyet ve beraat kararlarına ilişkin mahkemenin değerlendirmelerine şu aşamada vakıf olmadıklarını kaydetti. Buna rağmen söz konusu kararın, çocuklarını, eşlerini ve sevdiklerini bu faciada kaybeden ailelerin adalet beklentisini karşılamadığını vurguladı.
“Ailelerimizin adalet beklentisini yerine getiremedik”
Hasan Esendağlı, İsias Otel davasında kamu görevlileri hakkında verilen karara ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı değerlendirmede, “Neticede biz, Türkiye’deki avukat arkadaşlarımızın tarifsiz fedakarlık ve emeklerine rağmen ailelerimizin adalet beklentisini yerine getiremedik” ifadelerini kullandı.
Bu aşamadan sonra görevlerinin, bu fırsatın nihai karar verilene kadar Türkiye yüksek yargısına hatırlatılmaya devam edilmesi olduğunu belirten Esendağlı, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin açıkladığı kararda suçlu bulunan sanıkların; binanın otele dönüştürülmesini sağlayan yapı ruhsatı ile yapı kullanma belgesini onaylayan dönemin Belediye Başkan Yardımcısı, İmar İşleri Müdürü ve Ruhsat Şefi olduğunu kaydeden Esendağlı, buna karşın tadilat ruhsatında imzası bulunan ancak yetki bakımından daha alt seviyede yer alan iki sanık ile binanın henüz inşaatına başlanmadığı dönemde ilk inşaat ruhsatını onaylayan dönemin İmar Müdürü hakkında beraat kararı verildiğini hatırlattı.
Davayı yürüten aileler ve hukuk ekibi olarak hiçbir zaman suçsuz bir kişinin mahkum edilmesi gibi bir taleplerinin olmadığını vurgulayan Esendağlı, otel sahipleri ile mimar ve mühendislerin yargılandığı birinci İsias davasında da bazı sanıkların beraat ettiğini anımsattı.
Deprem davalarında ilk kez izin ve denetim makamındaki kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin verilmesine ve hiyerarşik olarak üst pozisyonda bulunan bazı sanıkların suçlu bulunarak 10 yıl hapis cezasına çarptırılmasına rağmen, ailelerde karar sonrası derin bir adaletsizlik duygusunun oluştuğunu ifade etti.
Esendağlı, “Hiçbir zaman bir kişinin suçsuz yere mahkum edilmesini ya da suçuyla orantısız bir cezaya çarptırılmasını talep etmedik. Ancak yasal düzenlemeler, emsal kararlar, bilimsel ve hukuki görüşler ile somut delillere dayanan çok güçlü argümanlarımızı savcılık ve mahkeme heyetlerine kabul ettirmeyi başaramadık” dedi.
Türk Ceza Kanunu’ndaki düzenlemeler ve emsal içtihatların suçun olası kast kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyduğunu belirten Esendağlı, buna rağmen sanıkların bilinçli taksirden mahkum edildiğini söyledi. Kamu görevlilerini yargılayan mahkemenin, bazı bilirkişi raporlarında tali kusurlu gösterilen kamu görevlilerinin otel sahiplerinden daha ağır bir suç işlemiş olamayacağı yönünde bir ön kabulle süreci yürüttüğünü ifade etti.
“İki davanın birleştirilmesi taleplerimiz dikkate alınmadı”
Hasan Esendağlı, her iki davanın birlikte görülmesi halinde sanıkların suçlarının ve aralarındaki bağlantının daha net ortaya çıkacağını, buna rağmen usuli gerekçelerle davaların birleştirilmesi taleplerinin reddedildiğini kaydetti.
İki yıl boyunca güçlü hukuki argümanlara rağmen seslerini savcılık ve mahkeme heyetlerine duyuramadıklarını vurgulayan Esendağlı, “72 canın kaybından birinci derecede sorumlu bulunan ve 10 yıl hapis cezası alan üç sanığın tutuklanmayarak bizlerle aynı kapıdan adliyeden ayrılması, sabır bardağını taşıran son damla olmuştur” ifadelerini kullandı.
Bu uygulamanın Türkiye ceza prosedüründe olağan kabul edilse bile, yargı pratiği açısından avukatlar için dahi anlaşılması güç olduğunu belirten Esendağlı, çocuğunun ölümünden sorumlu olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen kişilerin serbestçe adliyeden çıkmasını izleyen bir annenin bunu kabullenmesinin mümkün olmadığını söyledi.






