HP Genel Başkanı Kudret Özersay, Ortadoğu’da artan gerilime ilişkin dikkat çeken bir değerlendirme kaleme aldı. Özersay, İran’a yönelik saldırılar sonrası büyüyen şiddet sarmalının yalnızca bölge ülkelerini değil, Kıbrıs’ı da doğrudan ve dolaylı risklerle karşı karşıya bıraktığını ifade etti.

2019 yılında Suriye’den fırlatılan bir füzenin yanlışlıkla KKTC’de Beşparmak Dağları’na düştüğünü hatırlatan Özersay, son yıllarda Hamas ve Hizbullah kaynaklı tehditlerin de Güney Kıbrıs üzerinden adayı riskli bir konuma taşıdığını vurguladı. Kıbrıs’taki İngiliz üsleri ve çeşitli askeri tesislerin olası hedefler arasında sayılabileceğine dikkat çekti.

Bölgede karşılıklı misillemelerin kısa sürede sona ermeyebileceğini belirten Özersay, enerji hatları, petrol sevkiyatı, turizm ve ticarette yaşanabilecek dalgalanmaların KKTC ekonomisini de etkileyebileceğini kaydetti. Uluslararası sistemde öngörülebilirliğin azaldığını ifade eden Özersay, Kıbrıs’ın güvenlik politikalarının bu yeni döneme göre değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Kuzey Kıbrıs Turkcell “Yaşam İçin Hareket” inisiyatifini başlattı
Kuzey Kıbrıs Turkcell “Yaşam İçin Hareket” inisiyatifini başlattı
İçeriği Görüntüle

Özersay sosyal medya hesabından şunları yazdı

Lafı dolandırıp büyük devlet adamı edasıyla danışmanlarının yazdığı açıklamaları kendi fotoğraflarıyla basına dağıtanlara bakmayın siz. İran’a dönük olarak başlayan saldırı ertesinde şiddet sarmalının neredeyse tüm Orta Doğuyu içine aldığı bu durum KKTC için de doğrudan ve dolaylı riskleri ve tehlikeleri içeriyor. Bu açıdan tam anlamıyla GÜVENDE olduğumuz söylenemez. Evet dünyada artık hiçbir yer tam anlamıyla GÜVENDE sayılamaz ama bizimkisi biraz daha özel bir durum…

1- 2019 yılında Suriye’den fırlatılan bir hava savunma füzesinin YANLIŞLIKLA KKTC’de Beşparmak dağlarına düştüğünü, şans eseri patlamadığını ve can kaybı yaşanmadığını hatırlıyoruz değil mi?

2- 2023 Ekim saldırıları ertesinde yaşanan gerginliklerin de etkisiyle 2024 yılında Hamas’ın güney Kıbrıs’a dönük saldırı tehditlerini hatırlıyoruz değil mi?

3- Yine 2024 yılında bu kez Lübnan-İsrail gerginliği sırasında Kıbrıs Rum yönetimini Hizbullah’ın tehdit ettiğini, bazı misillemelerde bulunabileceklerini açıkladıklarını hatırlıyoruz değil mi?

İran’ın sadece İsrail’e dönük olarak değil ABD üslerine dönük olarak da başka ülkelerdeki tesislere yaptığı misillemeler zaten Kıbrıs’ın da hedefte olabileceğini gösteriyordu. Birleşik Krallık ister “aktif olarak” bu operasyonlara katılsın isterse “savunma maksatlı” olarak teknik destek versin fark etmez, Kıbrıs’taki İngiliz üsleri de, ABD’nin Baf ve diğer bölgelerde kullandığı tesisler de elbette hedefler arasındadır. İran’ın VEKİL GÜÇLERİ büyük oranda gücünü ve etkisini yitirmiş olsa da İran’dan fırlatılacak olası füzeler ve insansız hava araçları yanında tehdit olmaya devam etmektedir. Lübnan’dan ya da Yemen’den buna benzer saldırıların gelmeyeceğinin bir garantisi yoktur. Ve bu türden saldırılarda hedefin şaşması ya da hata sonucu KKTC olarak biz de ciddi bir risk alanı içerisinde sayılabiliriz.

Üstelik yıllar önce İran gibi ülkelerin veya kökten dinci terör örgütlerinin kullandıkları İNTİHAR BOMBACILARI benzeri yöntemlere geri dönmeleri de ihtimal dışı değildir diye düşünüyorum. İran ile İsrail arasındaki bir önceki silahlı çatışma sırasında güney Kıbrıs’taki hava limanlarının güvenliği için İsrail’in istihbarat ve güvenlik güçleriyle devreye sokulduğunu ve bunun muhtemelen bu türden intihar saldırıları ihtimaline karşı yapıldığını akılda tutmak lazım.

Bugün Kıbrıs’ın genelinin bir risk altında olmasının en önemli sebeplerinden birisi elbette Kıbrıs Rum siyasi liderliğinin sırf Türkiye ve KKTC karşısında elini güçlendirmek için izlediği politikalar, İsrail ve ABD ile kurduğu bağımlılık ilişkisi, yeni askeri üsler, silahlanma ve dahasıdır. Ancak mesela İngiliz üslerinin 1960 bağımsızlık sürecinden ve hatta öncesinden kalma olduğunu da akılda tutmak gerekir.

İran’a yapılan saldırılar ertesinde İsrail toprakları yanında körfezde yer alan çok sayıda ülkedeki ABD üslerinin füze saldırılarına uğraması pek çok açıdan bir göstergedir diye düşünüyorum. Bir kere İran’da bazı askeri ve siyasi ya da dini liderlerin öldürülmesi bir gecede rejim değişikliğine neden olmayacaktır ve bu karşılıklı misillemeler de çok kısa süre içerisinde bitmeyecek gibi görünüyor. Kara kuvvetlerinin devrede olmadığı bu türden hava operasyonları ve istihbarat faaliyetleri ve suikast yöntemleriyle rejimin değişmesi zaman alacaktır, hatta içerideki bazı grupları ABD ve İsrail dışarıdan yönlendirip silahlandırmadığı sürece tamamen başarısız da olabilir. Üstelik öldürülen dini liderin yerine çok daha katı ve belki de agresif politikalar izleyecek bir başka isim de göreve gelebilir, çünkü doğa boşluk tanımayacaktır. Petrolün deniz yoluyla taşınmasının ve petrol tesislerinin hedef alınmasının yaratacağı petrol fiyatlarındaki dalgalanmayla bölgede turizmin ve ticaretin sekteye uğraması ve dahası başka açılardan da önümüzde ciddi sıkıntılı günlerin olabileceğini gösteriyor.

Bu yeni dünya düzensizliğinde her şey nitelik değiştirmeye devam ediyor, savaşlar da, riskler de. Her şey eskisine göre daha “göreceli”, güvenlik ve barış da…Uluslararası ilişkilerde öngörülebilirliğin daha da azaldığı son derece istikrarsız bir döneme girmiyoruz, artık tam anlamıyla böyle bir dönemin içindeyiz.