Lefkoşa henüz bölünmemişken inşa edilen ancak zaman içinde Yeşil Hat üzerinde konumlanan bu bina, 1960’lı ve 1970’li yıllarda yaşanan toplumlar arası olayların da tanıklarından biri…

Geçmişin bir sembolü gibi yükselen bu binanın yaşam döngüsü, adeta Kıbrıslı Türklerin toplumsal hayatını yansıtıyor.

İlk yıllarda, İngiliz ve Türk bürokratlara ev sahipliği yapan bina, 1963 olayları sırasında geçici bir süre boşaltılıyor. Olayların ertesinde ise, hem siviller hem de mücahitler tarafından kullanılıyor. Diğer yerleşimlerden Lefkoşa’ya göç eden Kıbrıslı Türk ailelerin de yerleştiği binanın en üst iki katı Kıbrıslı Türk mücahitlerin kullanımına giriyor. 1974 sonrasında, Lefkoşalı gazeteci ve yazarları ağırlayan bina, ilerleyen yıllarda Türkiye’den gelen ailelere mesken oluyor. Zaman içinde ise kullanım dışı kalıyor.

Apartmanın bu çok evreli öyküsünü, kent araştırmacısı Özlem Ünsal’ın “Kat Bilgisi: Lefkoşa’nın kuzeyinden apartman öyküleri” adlı projesi sayesinde dinleme fırsatı buluyoruz.

Muharrem Apartmanı, geçen hafta hikâyesini paylaştığımız Boyacı Apartmanı ile birlikte, Kat Bilgisinin başlangıç noktasını oluşturuyor.

Muharrem Apartmanı’nın bulunduğu mahallede büyüyen Ünsal, apartmanın yaşam döngüsünü burada yaşamış, çalışmış ve zaman geçirmiş kişilerin anlatıları üzerinden aktarırken, bu anlatıları arşiv belgeleri, fotoğraflar ve gazete haberleriyle destekliyor.

Ünsal, Kat bilgisi kapsamında Muharrem Apartmanı’nın öyküsünü Türk Ajansı Kıbrıs (TAK) ile paylaştı.

- “Bu apartman işinden vazgeç, çocuklarına ev yap”

Ünsal, Muharrem Apartmanı’nın kentin tanınmış kunduracılarından aslen Peristeronalı Muharrem Sıtkı tarafından 1959 yılında Köşklüçiftlik’te inşa ettirildiğini belirtiyor ve ailesiyle sur içinde yaşayan Muharrem Sıtkı’nın eşinin, apartman inşa ettirme fikrine çok da sıcak bakmadığını aktarıyor: “Binayı yaptıracağı zaman eşi ona; ‘Bu apartman işinden vazgeç, onun yerine çocuklarına ev yap’ diyor. Fakat Muharrem Bey, bu apartmanı yaptırmayı çok istiyor; bu konu onun için nerdeyse bir ideali gibi ve sonunda da başarıyor.”

Ünsal, Muharrem Sıtkı’nın ailesinin yardımlarıyla projelerine ulaşabildiği çizimlerde Muharrem Apartmanı’nın mimarının Kıbrıslı Rum Nikos Nikolaidis olduğu bilgisine ulaşıyor. Dört katlı binanın her katında dört daire, zemin katında ise yıllar içinde farklı işletmeler tarafından kullanılan dükkânlar yer alıyor.

- “Apart otel gibi kiralanıyordu”

Apartmanın yoğunlukla kiralama amaçlı kullanıldığını aktaran Ünsal, apartmanın zamanla dönüşen kullanıcı profilinden bahsediyor.

Ünsal, ilk yıllarda binanın daha çok geçici görevle adada bulunan yabancı ve Türk bürokratları ağırladığını belirtiyor. Ünsal’a göre sur içindeki yapı stokunun yaşlanması ve geçici görevle adaya gelenler için mevcut yaşam alanı seçeneklerinin sınırlı olması nedeniyle apartman bu zümreye konut imkânı sağlıyor.

Ünsal’ın Muharrem Sıtkı’nın torunu Funda Yeşilada’dan edindiği bilgiye göre “daireler ilk yapıldığında beyaz eşyalarıyla birlikte, apart otel gibi kiralanıyor”.

- “Holleri çok büyüktü ve genişti”

Apartman, 1963 olayları sırasında yüksekliğinden ötürü riskli görülerek geçici olarak boşaltılıyor. Ünsal, bu dönemin ardından hem Lefkoşalılar hem de yersizleşen Kıbrıslı Türk ailelerin binaya yerleştiğini belirterek, “Bir dönem, apartman sakinlerinin nerdeyse dörtte üçü Peristeronalılardan oluşuyormuş. Aslen Peristeronalı olan Muharrem Sıktı, göçmenlere ‘Gelin, burada kalın’ diyerek daireleri açmış” diyor.

Ünsal, bu dönemde Muharrem Apartmanı ile Boyacı Apartmanı’nda benzer bir apartman sakini profili bulunduğunu, her iki apartmanda da çocuklu ailelerin yaşadığını söylüyor. Sakinlerin bir ya da iki çocuklu aileler olduğunu, babalar çalışırken annelerin günün büyük bölümünü çocuklarla birlikte binada geçirdiğini anlatan Ünsal, “Apartmanın çok çocuklu oluşu, apartmandaki yaşamı tanımlayan önemli unsurlardan biri haline geliyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Ünsal, apartmanla ilgili anlatılarda sıkça tekrarlanan bir diğer unsurun ise binanın geniş koridorları olduğunu belirtiyor: “Boyacı Apartmanı’nda ‘çok küçüktü’ diye tekrar eden bir detay vardı. Muharrem Apartmanı’nın yapısal özellikleriyle ilgili sürekli söylenen şeylerden biri ise şuydu; ‘holleri çok büyüktü ve genişti’. Apartmanın 1980’li yıllardaki sakinlerinden bir gazetecinin kızıyla ilgili anılarından bahsederken, “Eşim, kızımızın sokakta oynamasını fazla istemezdi ama çok da bir şey fark etmezdi çünkü kızımız bisiklet kullanmayı o koridorlarda öğrendi.’ ifadelerini kullandığını aktarıyor.

Ünsal, özellikle yağmurlu veya çok sıcak günlerde çocukların oyunlarını bu koridorlarda kurduklarından bahsediyor: “Hollerin açıklık ve genişliği hem orada çocukluğunu geçirmiş insanların hem de anne-babaların sıklıkla anlattığı bir şey: ‘Çok güzeldi çünkü çocukların gözümüzün önünde güvenli bir şekilde oynayabilecekleri bir alan vardı; biz yazın öğlenleri uyurken çocuklar da o koridorlarda oyun oynarlardı.’ gibi ifadelere oldukça rastladım.”

Üstel, Prof. Dr. Turan Erdoğan Spor Salonu’nda inceleme yaptı
Üstel, Prof. Dr. Turan Erdoğan Spor Salonu’nda inceleme yaptı
İçeriği Görüntüle

Koridorların temizliğinin apartman sakinlerinin ortak sorumluluğuyla sağlandığını söyleyen Ünsal, “Görüştüğüm kadınlardan biri: ‘Herkes kendi kapısının önünü süpürürdü ama mesela benim evimin karşısındaki yaşlı hanımın kapı önünü de süpürüyordum. Apartman hep tertemizdi, güzel bakabiliyorduk.’ demişti.”

- 64 olayları sonrası binanın en üst iki katı mücahitlerin kullanımına veriliyor

Ünsal, 1964 olayları sonrasında apartmanın en üst iki katının mücahitlerin kullanımına devredildiğini anlatıyor. Binanın bir ön, bir de arka girişi bulunduğunu, genç mücahitlerin, apartmandaki aileleri rahatsız etmemek ve çocukları ürkütmemek için binaya girip çıkarken çoğunlukla arka kapıyı kullandıklarından bahsediyor.

Ünsal, apartmanda mücahitlik yapmış bir kişinin bu döneme dair anlatısını onun ifadeleriyle paylaşıyor: “Muharrem Apartmanı ilk yapıldığında Yeşil Hat yoktu. Orası sadece Köşklüçiftlik’te bir apartmandı fakat çatışmaların başlamasıyla askeri güzergâhların ve nöbet noktalarının kesiştiği bir hat üzerinde kaldı. Dolayısıyla daha farklı bir anlamda, merkezi bir konuma yerleşti. Orada, nöbet tutan Kıbrıslı Rum askerlerle muhabbet eder, birbirimize sigara, Coca-Cola verirdik.”

Ünsal, bu dönemde binada yaşayan bir kadının anısını şu sözlerle aktarıyor: “Bu hanım, bir gün markette bir adam ile karşılaşmış ve adam ‘Beni hatırladınız mı?’ diye sormuş. O da, ‘Hayır, siz kimsiniz?’ demiş. Adam da ‘Nasıl hatırlamazsınız, ben Muharrem Apartmanı’nda mücahittim’ deyince kadın, ‘Oğlum hepiniz aynı giyinirdiniz, hepinizin başında kep vardı. Ben sizi birbirinizden nasıl ayırt edebilirdim!’ yanıtını vermiş.

Aynı kadının “Çocuklar, mücahitlerden biraz korkar, çekinirlerdi” dediğini de belirten Ünsal, “Düşünsenize, yaşam alanınızın üst katında askerler var ve onların orada bulunmasının bir nedeni var. O nedeni hissederek yaşıyorsunuz” diyor.

Ünsal, evliliğinin ilk yıllarında Limasol’dan Lefkoşa’ya gelerek apartmana taşınan aynı kişinin, apartmandaki dayanışma olgusuna dair aktardıklarını onun sözleriyle anlatıyor: “Lefkoşa benim için çok yabancı bir yerdi ama ben apartmana taşınarak kendime bir aile seçtim. Bu apartman benim ailem oldu. Kapıdan ilk girdiğim günden itibaren ‘dolabınızı kuralım’, ‘açsınızdır, size yiyecek getirelim’, ‘yardım edelim’ şeklinde ifade bulan bir dayanışma hali vardı.”

Bu dayanışmanın çocuklar özelinde de ön plana çıktığını belirten Ünsal, iki çocuklu bir başka kadının “Biz çocukları yılda bir defa okula götürürdük o da kayıt yaptırmak için. Sonra onlar birbirlerini okula götürürlerdi…” dediğini anlatıyor.

Bu anlatılardan sonra bu çocuklara ait toplu bir fotoğrafı gördüğünde çok duygulandığını söyleyen Ünsal, "Çocukların apartman içerisindeki dayanışma olgusunun sembolü haline dönüşmesi, birbirine bakması, herkesin birbirinin evine girip çıkması, koridorlarda kurulan yaşam, kapı önlerinin temizlenmesi ve apartmanda nerdeyse bir geniş aile hayatının sürmesi, bugüne kıyasla oldukça değişik bir durum… Üstelik o dönem için apartman hayatı çok yaygın bir yaşam formu da değil.” diyor.

Ünsal, 1974 Kıbrıs Harekâtı sırasında sınırda yer alması nedeniyle binanın tamamen boşaltıldığını söylüyor: “Mücahitler kapıları çalıyor ve ‘burası tehlikeli, artık gitmeniz lazım’ diyor. Böylelikle bina yine bir süreliğine boşaltılıyor.”

Ünsal, bu döneminin ardından apartmana gazeteci ve yazarlardan oluşan bir kitlenin yerleştiğini belirtiyor ve gazeteci Hasan Kahvecioğlu’nun apartmanın bu dönemine ilişkin aktardıklarını onun ifadeleriyle anlatıyor: “1974 sonrasında burası tam anlamıyla bir sınıra dönüştü. Muharrem Apartmanı, Temel Apartmanı ve sınır hattı üzerinde bulunan yüksekçe yapılar hem hasar aldı hem de risk alanı haline geldi. Bu nedenle emlak değerleri artamadı, kiralar yükselemedi. Özellikle şehir merkezinde, Köşklüçiftlik içerisinde yoğunlaşmış gazeteler arasındaki ağa yakın olabilmek amacıyla bazı aydın ve gazeteciler buraları tercih etmeye başladı.”

Ünsal, bu nedenlerle 1974 sonrasında aralarında Ahmet Okan, Sabahattin İsmail, Özker Yaşın gibi isimlerin de bulunduğu aydın bir kitlenin apartmanda yaşamaya başladığını ve Ortam Gazetesi matbaasının da binaya yerleşmesiyle konut dışı kullanımın çeşitlendiğini anlatıyor: “Ortam Gazetesi’nin matbaası zemin kattaki dükkanlardan birine yerleşiyor. Apartmanın ilk yapıldığı dönemden itibaren orada bulunan, yoğurt ve süt imal eden İmren Sütçülük de uzun bir süre burada kalmaya devam ediyor. Hatta burası, orada en uzun süre kalmış işletmelerden biri… Bir diğeri de, Belen Bakkaliyesi.” Ünsal, Ortam Gazetesi’nin sıklıkla siyasetçiler tarafından ziyaret edilmesinden ötürü binanın farklı bir tür uğrak mekânı haline geldiğini de ekliyor.

- Neşe Yaşın ve “Hangi Yarısını?” …

Ünsal bu süreçte, şair-yazar Neşe Yaşın’ın “Hangi Yarısını? adlı şiirini kısa bir süre kaldığı Muharrem Apartmanı’nda yazdığını da keşfediyor.

Ünsal, bir karşılaşmasında ailesinin Muharrem Apartmanı’nda yaşadığı dönemle ilgili sohbet ettiği Neşe Yaşın’ın paylaşımını onun sözleriyle aktarıyor: “Ben öğrenciydim ve binada çok kısa bir süre, aralıklarla zaman geçirdim. Orası ailem için geçici bir yaşam alanıydı. Fazla bir anım yok ama ‘Hangi Yarısını?’ şiirimi o apartmandaki yatak odamda yazdım.” Bu bilgi karşısında yaşadığı şaşkınlığı dile getiren Ünsal, “Bir apartmandan yola çıkarak kazandığımız bilgi, toplumumuzun önemli bir şairinin önemli bir yapıtını burada kaleme aldığını ortaya çıkarabiliyor” diyor.

Muharrem Apartmanı’nın Cüneyt Arkın ve Fatma Girik’in başrollerini paylaştığı 1974 yapımı “Önce Vatan” adlı bir Türk filminde de yer aldığını belirten Ünsal, bunun 74 sonrası Yeşilçam’da ortaya çıkan Kıbrıs Harekâtı furyasının bir sonucu olduğunu söylüyor. “Hatta apartman sakinlerinden biri, filmde rol alan ünlü oyunculardan biriyle fotoğraf çektirmiş fakat ben bu fotoğrafı henüz görmedim.” diye ekliyor.

- “Kıbrıs’a ilk göçün buradaki yansımalarını görüyoruz”

Muharrem Apartmanı’nın, 1980’li yılların sonundan itibaren yoğunluklu olarak Türkiye’den gelen göçmen aileler tarafından kiralandığını belirten Ünsal şöyle diyor: “Hasan Kahvecioğlu’nun anlatımına göre aydın kitlenin apartmana yerleşmesinden bir süre sonra, 90’lıların başından itibaren Türkiye’nin Güney Doğu Anadolu bölgesinden Kıbrıs’a yönelen ilk göçün buradaki yansımalarını görmeye başlıyoruz. Bina bu dönemde yeterli bakımı görmüyor ve kiralar oldukça düşük. Gazeteci ve yazar kitle kendilerine başka yerlerde yaşam alanları buldukça binayı terk etmeye başlıyor. Ardından apartmana daha dar gelirli bir kitle yerleşmeye başlıyor. İşte bu kitle, 1990 sonrasında adaya varan ilk göçmenler.” Ünsal, Kahvecioğlu’nun, ‘Biz de, bu yeni sakinlerin gelişinden birkaç yıl sonra apartmanı terk ettik. Gazetelerin kentin içindeki konumlanma biçiminin değişmesiyle birlikte orada kalmamızın bir anlamı kalmadı ve ayrıldık.’ dediğini de aktarıyor.

Ünsal, “Muharrem Apartmanı’ndaki yaşantının bizim toplumsal hayatımızı aynalayan bir tarafı var. Oradaki yaşam döngüsüne bakıp çatışmalar öncesi, çatışmalar sonrası ve göç dalgasının ertesindeki Lefkoşa’yı izleyebiliyoruz” diyor.

Ünsal, Kat Bilgisi çalışması sırasında, arşiv bilgisi oluşturmak için toplumsal hafızaya başvurmanın önemini ortaya koyan pek çok an yaşadığından bahsediyor. Bunlardan biri de Muharrem Apartmanı’nın inşa tarihiyle alakalı: binanın orijinal çizimlerinde 1962 tarihinin yer aldığını, 1963 yılına ait hava fotoğraflarının da bu bilgiyi desteklediğini belirtiyor.

Ancak Muharrem Sıtkı’nın damadı Emir Ali Güder’in (Funda Yeşilada’nın babası), bu bilgiye itiraz ettiğine işaret eden Ünsal, “Emir Ali Amca, bu konuda çok ısrar etti. Ben de, bunu nasıl teyit edebilirim diye düşünmeye başladım. O dönem gazete arşivlerini de tarıyordum. Bozkurt Gazetesi’nin arama motorundan İmren Sütçülük’ü sorgulattım ve karşıma bir ilan çıktı. İlanda, ‘1 Temmuz 1959 tarihinde Köşklüçiftlik’te Muharrem Bey’in yeni yaptırdığı apartmanın altında hizmet vermeye başlayacağız’ ifadesi yer alıyordu… Emir Ali Amca, bu kadar ısrar etmeseydi, yalnızca bulduğum belgelere bakarak ‘bina 1962 yılında yapıldı’ diyebilirdik ama insan faktörü bizim elde ettiğimiz bilgiden böyle bir fark yaratabiliyor. Bu nedenle, yaşam tanıklıkları ve bunların aktarılmasını daha fazla ciddiye almalı, bu şekilde daha fazla kayıt tutmalıyız.” diyerek toplumsal hafıza ve sözlü tarihin önemini vurguluyor.

Lefkoşa’nın yakın tarihine tanıklık eden Muharrem Apartmanı, uzun bir zamandır, hakettiği ilgiyi görmeyi bekliyor.