Siyasete duyulan güvenin yalnızca sözlerle değil, ayrıcalıklardan vazgeçme iradesiyle yeniden kazanılabileceğini belirten Çeler, “Hesap verebilirliği yalnızca başkalarından istemiyoruz. Önce kendi adaylarımızdan ve siyasi kadrolarımızdan başlıyoruz” dedi.
Çeler, 50 adayın yazılı taahhütte bulunmasına dikkat çekerek, “Herkes hesap verebilirlikten söz edebilir ancak biz sözle yetinmedik. Hesap vermeyi yazılı olarak taahhüt edemeyen, hesap verebilirlikten söz edemez. Hesap vermekten kaçan, hesap da soramaz” ifadelerini kullandı.
“KÜRSÜDE ÖZGÜRLÜK, HUKUK ÖNÜNDE EŞİTLİK”
Kürsü dokunulmazlığının halkın iradesini koruyan temel bir güvence olduğunu belirten Çeler, milletvekillerine yargı karşısında ayrıcalık sağlayan düzenlemelerin ise kaldırılması gerektiğini savundu.
TDP’nin 50 adayının, Anayasa’nın 84. maddesinin ikinci fıkrasının kaldırılması yönünde çalışma ve kendi dokunulmazlıklarının kaldırılması yönündeki taleplere karşı çıkmama taahhüdünde bulunduğunu belirten Çeler, şöyle konuştu:
“Milletvekilliği hukukun üzerinde olmak değil, halka karşı sorumluluk üstlenmektir. Seçilmiş olmak, yargıdan muaf olmak anlamına gelmez. Bizim anlayışımızda siyasetçi halka hesap veren kişidir.”
“TEMİZ SİYASET BİR SLOGAN DEĞİL”
TDP’nin liyakat, sosyal adalet, şeffaflık ve kamu yararını esas alan bir yönetim anlayışını savunduğunu kaydeden Çeler, 50 imzanın seçim dönemine özgü sembolik bir adım olmadığını, Meclis’te takipçisi olacakları siyasi bir taahhüt olduğunu söyledi.
“Toplumdan fedakârlık beklerken kendi ayrıcalıklarını koruyan bir siyaseti kabul etmiyoruz” diyen Çeler, “Siyasetçiyi değil halkın iradesini, ayrıcalıkları değil hukukun üstünlüğünü savunacağız” ifadelerini kullandı.
Çeler, hesap verebilirliğin kendileri açısından bir seçim vaadinden öte yazılı olarak üstlenilmiş siyasi ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu vurguladı.





