Dünyamızın en büyük sorunu, yayılmacıların doymak bilmeyen hırsları, sömürü düzenini devam ettirme istekleri.

 

Dünya üzerinde yaşamlarını sürdüren her millet ve ırktan insanların özgürce yaşama, konuşma, mülk edinme, eşitlik, kendi kendilerini yönetme ve en temel hakkı olan “yaşam hakları” sadece kağıt üstünde var. Yayılmacılar işlerine geldiğinde ağızları dolu dolu, bu haklardan bahseder, üstüne üstlük insanların özgürce yaşamları için “olmazsa olmaz” olduğunu söylerler ama kendi çıkarları söz konusu olduğunda, bu haklar aniden unutulur.

 

Yayılmacılar bu insanların topraklarına ya da toprakları içinde yer alan doğal zenginliklere göz dikti mi, bu hakların hepsi bir gecede unutulur ve bir bahane üretilerek silah zoru ile buna engel olacak tüm unsurlar ortadan kaldırılır. Mükemmel bir senaryo ile de ellerine geçirdikleri küresel haber ajansları kanalıyla kendilerini haklı taraf olarak bütün dünyaya lanse etmeye çalışırlar. Bunun en güzel örneğini, 2003 yılında ABD’nin Irak’ı, “Cehennem topu kurdular, kimyasal silah üretiyorlar” bahanesi ile işgal etmesi, insan haklarını çiğnemesi, Iraklıların demokratik yolla seçtikleri Cumhurbaşkanlarını asması ve petrol yataklarına el koyması oluşturmaktadır. (Yıllar sonra da Irak’ın Cehennem topu kurmadığı, kimyasal silah üretmediği ortaya çıktı ama yayılmacıların hiç biri Iraklılardan özür dilemedi, petrol yataklarını Iraklılara iade etmedi.)

 

Varsa da yoksa da yayılmacıların çıkarları, istekleri ve maddi menfaatleri. Bütün insani haklar sadece kendileri için var. Kendi dışındakilerin tüm insani haklar yayılmacılar için tartışma kaldırır.

 

Yayılmacılar, yaptıkları insanlık dışı davranışları, işgalleri, işgal ettikleri ülkelerde tüm insan haklarını yerle bir etmelerini kamufle etmek ve dünyaya kendi istek ve kararlarını resmi yoldan kabul ettirmek için de 1945 yılında dahiyane bir düşünce ile “Birleşmiş Milletleri” teşkilatını kurdular ve dünya üzerinde varlığını sürdüren tüm devletlere de BM’nin “dünyanın barış içinde yaşamasını sağlayacak uluslararası kurum” olduğunu da empoze ettiler. Daha doğrusu, zorla kabul ettirdiler.

 

BM’nin yayılmacı ülkelerin uşağı ve de insanlığın yüz karası olduğu, 21. yüzyılda dünyanın çeşitli bölge ve ülkelerinde neden oldukları insanlık dışı olaylarla ortaya çıktı. Birçok katliama BM sesini çıkaramadı, tek bir eleştiri yapamadı, kınayan bir karar bile alamadı. Ancak 1963-1974 yılları arasında Kıbrıs adasında, Hıristiyan olan Rum yönetimi, Müslüman olan Kıbrıs Türklerini adadan atmak ve yok etmek için soykırım uygularken, kardeşlerimizi canice katlederken, köylerimizi silah zoru ile işgal edip yakıp yıkarken ağzını açıp tek kelime söylemeyen, -adaya 1964 yılının Mayıs ayında konuşlandırılan- silahlı birliği ile müdahale etmeyen “Birleşmiş Milletler” adlı yayılmacıların kurduğu sözümona “Barış Gücü” adlı kuruluşu, 15 Kasım 1983 günü Kıbrıs Türkleri “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni ilan edince, yememiş içmemiş 2 buçuk gün içinde toplanmış ve KKTC’yi her tür insani haklardan mahrum eden 541 no.lu insanlığın yüz karası kararı almaktan çekinmemiştir. Ortada silahlı bir çatışma, yıkılan evler, vahşice katledilen insanlar olmadığı halde kınama kararı alan sözde “BM Barış Gücü” adlı birlik, “Ara Bölge”de yaşayan Kıbrıs Türklerinin insani hakları ve kullanımı için yol yapılırken, inşaatı durdurmak için kaba kuvvete başvurabildi. (Ki 1974’de Kıbrıs Türklerinden aldığı silahları Rumlara verdiğiyle ilgili birçok röportaj var.)

 

Velhasıl, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan’ın ilk kez 2013 yılında New York'ta yapılan 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki konuşmasında dile getirdiği “Dünya Beşten büyüktür” sözünün ne denli doğru ve gerçekçi bir tespit olduğu, geçmişte ve günümüzde yaşanan olaylarla ortaya çıkmıştır.

 

Mevcut BM Teşkilatının “sahibin sesi” olduğu ve de Güvenlik Konseyinde söz ve veto sahibi olan 5 daimi üyenin kulluğunu yapması nedeni ile artık işe yaramadığı net bir şekilde biliniyor. Dünyadaki büyük katliamların BM’nin gözü önünde yaşandığı ve BM’nin tarafsız olmadığı göz önüne alınarak, tüm ülkelerin söz sahibi olabileceği, yönetiminde demokratik kuralların geçerli olduğu, tarafsız yeni bir teşkilatın kurulmasının zamanının geldiği kesindir…