Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak seçim ilginç bir tartışma başlattı.

Şimdilik ateşi düşük, kısık ateşte sürüyor.

Ama zaman geçtikçe ve seçim günü yaklaştıkça ateşi artacaktır.

Konu, seçime karışmak ya da karışmamak meselesi.

Daha düne kadar “Türkiye bizim seçimlerimize karışmasın” diyenler, bizdeki seçimlere ilişkin olarak Türk kamuoyunda yapılan yorum ve değerlendirmelere sinirlenenler şimdi kendileri Türkiye’deki seçime ilişkin konuşuyorlar.

Büyük bir çelişki.

Ama bir yandan da bizi gerçeklerimizle yüzleştiren bir durum oluştu.

Biz bu seçime istesek de istemesek de karışacağız.

Sonuçta Türkiye’de yapılan ya da yapılacak her seçim bizlerin de ilgi alanıdır.

Zaten bir çoğumuz seçmeniz ve oy kullanacağız.

Seçimi de seven bir toplumuz.

Konuşacağız, yorum yapacağız.

Peki fark nerede..?

Karşı taraf bizim seçimle ilgili konuşmasın ama biz oradaki seçimle ilgili ne istersek yapalım..

Olmaz...

Dileyen istediği yorumu demokratik teamüller çerçevesinde yapacak.

Ama şunu da öğreneceğiz ki, bizde bir seçim olurken de onlar konuşacak.

Bundan kaçamayız.

Zaten gerek de yok.

Sadece şunu anlamalı ve kabul etmeliyiz ki, KKTC ve TC özel ilişkileri olan ve özel bağlarla bağlı iki ülkedir.

Anavatan-Yavruvatan’dan rahatsız oldu birileri, “kardeş ülke” dedik.

Aslında kardeşten de öte.

Ne onlar bizsiz, ne de biz onlarsız olabiliriz.

Ayrımız da gayrımız da yok.

Farklıllıklarımız var sadece.

Ama onlar da bizi ayıracak ölçüde değiller.

O nedenle, KKTC ile TC ilişkilerini konuşurken bu özel durumu göz ardı etmemeliyiz.

Başka iki ülkenin ilişkileri ile kıyaslamamalıyız.

Yanlış olur, büyük bir haksızlık olur.

Şimdi ufukta bir seçim var.

Herkes gönlündeki söyleyecek.

Seçim olacak.

Sevinen de olacak, üzülen de..

Ama ötesi yok.

Yapacağımız yorumlar, içişlerine karışmak değil.

Dahil olduğumuz bir bütüne ilişkin görüşlerimizdir.

Bunu artık anlayalım...

Sonrası için çok daha rahatlatıcı olacaktır...