İngiltere’nin Egemen Üsleri: Ağrotur ve Dikelya

İngiltere’nin 1878 yılında başlayan Kıbrıs egemenliği, Rum ve Türk toplumuna devredilirken İngiltere kendi askeri üslerinin üzerindeki egemenliğini devretmeme konusunda kararlı davranmıştır. Zira bu kararlılık neticesinde, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kuruluş Antlaşması’nın imzalandığı 1960 yılında uzun süren görüşme ve pazarlıklardan sonra İngiliz egemenliğindeki askerî üslerin 99 millik olması kararlaştırılmıştır. Ağrotur ve Dikelya üslerinin toplam yüz ölçümü, ülke topraklarının %2,76’sına tekabül etmektedir ve İngiltere bu topraklar üzerinde tam egemenliğe sahiptir.

İngiltere’nin sahip olduğu bu üslerde egemenliğinin sınırı ve kapsamı dolayısıyla üslerin hukuki statüsü tartışmalı bir konudur. 1960 Kuruluş Antlaşması’nın ilk maddesinde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toprakları, bu Antlaşma’nın Ek A’sında tanımlanan iki alan dışında, kıyılarındaki adalarla birlikte Kıbrıs adasını oluşturacaktır, bu alanlar Birleşik Krallığın egemenliği altında kalacaktır. Bu Antlaşma ve Eklerinde Akrotiri Egemen Üs Bölgesi ve Dikelya Egemen Üs Bölgesi olarak anılan alanlardır.” ifadelerine yer verilerek İngiltere’nin Kıbrıs Adası’nda üsler vasıtasıyla toprak sahibi olduğu belirlenmiştir (MFA, 1960). Dolayısıyla İngiltere burada tam egemendir.

Öte yandan, 2004 yılında Kıbrıs sorununa çözüm getireceği düşüncesiyle hazırlanan Annan Planı’nda İngiltere yine üslerdeki hakimiyetini korumak istemiştir. Annan Planı’nın ‘Kuruluş Antlaşması’na Ek Protokol başlığı altında İngiltere’nin Ağrotur ve Dikelya egemen üs bölgesinin bazı kısımlarındaki egemenliğinden vazgeçme niyetinde olduğu Ek Protokol’de yer alan “vazgeçilmiş bölgeler” lafzından anlaşılmaktadır. Hukukun evrensel ilkelerinden olan “Hiç kimse sahip olduğundan fazlasını devredemez” ilkesi gereğince İngiltere’nin egemen üs bölgesinde tam hakimiyete sahip olduğunu söylemek gerekir. Ayrıca GKRY ve İngiltere arasında Ağrotur ve Dikelya bölgelerinde bazı kısımların yerleşime açılmasına yönelik 2014 yılında akdedilen ve 2020 yılında yürürlüğe giren bir antlaşma yapılarak İngiltere’nin toprak devretmesi de bunu destekler niteliktedir.

Annan Planı kapsamında değinilmesi gereken bir diğer husus da karasularına dairdir. Daha önce 1960’taki Kurucu Antlaşmanın üçüncü kısmında çizilen sınırlara göre Egemen Üs Bölgelerinin kara sularında da egemen olduğu belirtilmiştir. Egemenliğin kara sularını da kapsadığını ileri süren bu düşünce Annan Planı’nda da yerini bulmuştur. Buna göre, yeni kurulan devlet tarafından Dikelya egemen üs bölgesinin, denizle birleşen alanda ve buna bağlı kara sularında hak iddia edilemeyeceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere Egemen Üs Bölgelerinin uluslararası statüsü gereği, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin arada kalan bölgelerde deniz yetki alanı iddia edemeyeceği şekilde bir plan yapılmıştır. Anılan plan dahilinde İngiltere, Egemen Üs Bölgelerinin karasuları olduğunu kabul etmiş ve bunu dile getirmiştir. İlerleyen süreçte İngiltere’nin bu bölgede kıta sahanlığı ardından münhasır ekonomik bölgesi ilan etmek isteyeceği aşikardır

Bir devletin oluşum unsurları; ülke, egemenlik ve millettir. Ülke, devletin siyasal yönetiminin üzerinde etkin olduğu insan topluluğunun üzerinde yaşadığı tespit edilmiş sınırlardır. Devlet vasfının kazanılması için devletin üzerinde egemenliğini icra ettiği bir ülke olmalıdır.

Bu egemenliğin kapsamını ise devletin herhangi bir üst otoriteye tabi olmaksızın iç ve dış işlerinde bağımsız olması oluşturur. İngiltere’nin Kıbrıs’ta sahip olduğu Egemen Üs Bölgelerinin ayrı bir devlet oluşturduğunu söylemek mümkün değildir. Zira egemenlik İngiltere’dedir, bölgelerde ayrı bir otorite mevcut değildir. Dolayısıyla egemen üslerin yer aldığı bu coğrafyayı İngiltere’nin hakimiyetine ve anakarasına bağlı bir toprak parçası olarak kabul etmek gerekir.

Bir devletin oluşumundan sonra toprak kazanması pekâlâ mümkündür. Bunun yollarından ilhak ve antlaşma yoluyla toprak kazanımı Kıbrıs üzerinde etkili olmuştur.

İngiltere’nin 1914 yılında Kıbrıs’ı ilhak ettiğini ilan etmesi sonucunda Kıbrıs, İngiltere’nin topraklarına dahil olmuştur ve 1960 yılında egemenlik haklarını Kıbrıs Cumhuriyeti’ne devretmiştir. Antlaşma yoluyla devirde devir işlemi, egemenlik haklarının tamamının devrini kapsar mahiyettedir. Dolayısıyla kara suları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik ve her türlü hak ve yetkiler devredilmiş sayılır.

Ancak, 1960 Kuruluş Antlaşması’nda İngiltere, askeri üslerindeki egemenlik haklarını saklı tutmuştur. Devrin kapsamına dair açıklamanın mefhum-u muhalifinden anlaşılacağı üzere, İngiltere’nin egemen üsleri üzerindeki hakimiyeti, deniz yetki alanlarına da sirayet etmektedir.

Burada değinilmesi gereken asıl husus, 1982 BMDHS’ne göre ada özelliği taşıyan Kıbrıs’ta deniz yetki alanlarının belirlenmesinde üslerin etkisinin ne olacağıdır.

Deniz hukukuna dair temel kuralların kodifiye edilmesi ile 1982 yılında Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) imzalanmıştır. Çoğu kuralının teamül nitelikte olduğu bu Sözleşme deniz hukukuna dair temel kavramları düzenlemektedir.

Ada tanımına yer veren 121. Maddeye göre ada, su ile çevrilmiş, suların en çok yükseldiği zaman su üstünde kalan doğal olarak oluşmuş bir arazi sahasıdır. Maddenin ikinci fıkrasında adanın karasuları, münhasır ekonomik bölgesi ve kıta sahanlığı belirlemesinin kara ülkesi gibi değerlendirilmek suretiyle tespit edileceği hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla bu kavramların açıklanması yerinde olacaktır.

Kara suları, devlet kıyılarından ya da iç suların bittiği yerden başlayıp belli bir mesafeye kadar uzanan ve kıyı devletinin egemenliğinin tam olduğu deniz yetki alanıdır. Kara sularının genişliği hususunda devletlerin 12 mile kadar genişlik tespit etme hakları mevcuttur (BMDHS m.3). Kıta sahanlığı ise kara ülkesinin deniz altındaki 200 mile kadar genişliğe sahip olabilen doğal uzantısıdır (BMDHS m. 76) Kıta sahanlığı içindeki haklardan faydalanabilmek için kıyı devletinin kıta sahanlığı ilanında bulunmasına gerek yoktur, zira bu kural teamül niteliğindedir.

Münhasır ekonomik bölge (MEB); kara sularının genişliğinin ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz miline kadar kıyı devletine, özellikle deniz yatağının üzerindeki suların ve deniz yatağının ve bunun toprak altının canlı ve cansız doğal kaynaklarını araştırma ve işletme, koruma ve idare etme hususunda münhasır yetki tanıyan alandır (BMDHS m. 55 vd.). Devletin bu alana kendiliğinden sahip olmadığı, münhasır ekonomik bölgeyi tesis eden kararın ilan edilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Kıyıları karşılıklı veya bitişik olan devletlerin antlaşma yoluyla sınırlarını tayin etmeleri gerekir.

Belirtilmelidir ki, adaların hak kazanımı ile sınırlandırmaya etkileri iki farklı konudur. İngiliz egemen üslerinin bulunduğu bölgenin bu ayrım temelinde değerlendirilmesi neticesinde şunlar söylenebilir:

A- Adaların karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgelerinin olduğu BMDHS m.121’de açıkça belirtilmiştir. İngiltere’nin adası statüsüne sahip olduğunu kabul edersek Egemen Üs Bölgeleri’nin de bu deniz yetki alanlarına sahip olması gerekir. Ayrıca BMDHS m.121/3’te belirtilen adada ekonomik ve sosyal yaşamın var olması koşulu da sağlandığına göre, Egemen Üs Bölgeleri’ne kıta sahanlığı tanınması ve münhasır ekonomik bölge ilan etme hakkının tanınması önünde bir engel yoktur.

B- Devletlerin deniz yetki alanlarının sınırlarını belirlerken uymaları gereken ilkeler UAD’ın yargı kararlarında yer bulmuştur. UAD tarafından özel şartlar çerçevesinde ele alınan adalar, sınırlandırma hukukunda kara ülkesi ile aynı statüyü taşımamaktadır. Kendilerinin ve sınırlandırılacak bölgenin özelliklerine göre adaların sınırlı etkisi olduğu veya hiç etkisinin olmadığı kabul edilmektedir. Adaların ana karaya uzaklıkları kıyı devletinin sınırlandırmada dikkate alması gereken bir husustur. İngiltere anakarasına yaklaşık 2000 mil uzaklıktaki bu adanın İngiltere anakarasının deniz yetki sınırlandırmasına etkisinin olmayacağı pekala kabul edilmelidir. Ancak bu adanın kendi başına bir sınırlandırma tayin edip edemeyeceği ayrı bir husus olarak ele alınmalıdır.

Kanaatimce, Egemen Üs Bölgeleri’nin ayrı bir devlet olmamasına karşın bir devletin egemenliğine tabi olarak kendine ait bir deniz yetki alanı olması gerekir. Bu bağlamda İngiltere’nin diğer devletlerle sınırlandırma antlaşması akdetmesi mümkündür ve çıkacak herhangi bir uyuşmazlık halinde uluslararası yargı yollarına başvurma hakkı da mevcuttur.

Açıklanan bilgiler ışığında İngiltere’nin Egemen Üs Bölgesi’nde tam egemenlik hakkına sahip olması dolayısıyla karasuları, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sahibi olduğu ancak bunların UAD kararlarına yerleşmiş olan ilkeler bağlamında belirlenmesi gerektiği söylenebilir.

Sonuç

İngiltere’nin 1878’de Kıbrıs üzerinde elde ettiği hakimiyet, 1914 yılında koloni yapısına bürünmüştür. Kıbrıs’ın iç karışıklıkları neticesinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulması aşamasında İngiltere askeri üslerindeki egemenliğini korumuş ve adadaki varlığını devam ettirmiştir.

Egemen Üs Bölgelerinin hukuki statüsüne dair temellendirme faaliyetinde bulunulmuş ve bu bölgedeki egemenliğin kapsamına işaret edilmiştir.

1960 Kuruluş Antlaşması’nda Egemen Üs Bölgeleri’nin kara sularına sahip olacağı hüküm altına alınmıştır. İngiltere’nin bu bölgede tam egemen olması neticesinde Egemen Üs Bölgelerini ayrı bir ‘devlet’ olarak tanımlamak mümkün olmadığına göre, bu topraklar İngiltere’nin adası statüsündedir.

Adaların sahip oldukları deniz yetki alanlarının tespitine yönelik BMDHS maddelerine yer verilmiştir. Sonuç olarak, İngiltere’nin adası konumundaki Egemen Üs Bölgelerinin deniz yetki alanlarına sahip olması uluslararası hukuka uygundur. Ancak adaların nispi ve olayın şartlarına göre deniz yetki alanlarına sahip olduğu göz ardı edilmemelidir.