Muhalefet konforlu bir iştir.

Oturduğun yerden yapabilirsin.

“taş mı attın da kolun yoruldu” lafı tam da muhalefet için söylenmiş gibidir.

Sadece konuşarak olabiliyor.

Mecliste kürsüye çık konuş, TV programlarına çık konuş, eylem yapanların yanına çık konuş, olmadı sosyal medyadan salla gitsin..!

Hepsi de mi böyle..?

Hepsi değilse bile tamama yakını böyle.

Peki ne yapsın muhalefet..?

Yasa mı yapsın..?

Yapabilir aslında ama o değil konu.

“İcraat madem ki iktidarın görevi muhalefet de konuşur ve eleştirir” yaklaşımı ne yazık ki işlevselliğini yitirdi.

Örneğin ülke maliyesi konusu.

Yapısal durumumuz itibarıyla sürekli bütçe açığı vermekteyiz.

Ve bu açığı da dıştan gelen kaynaklar ile kapatmaktayız.

Yoksa memur maaş alamaz.

Ekonomi de çöker.

Dıştan gelen kaynağın adresi de belli.

Ya Türkiye’den geliyor ya da maliye piyasadan borçlanıyor.

Ancak son dönemde bu sistem çöktü.

Mali Protokol’e uyulmayınca TC’den kaynak akışı çok da istenildiği gibi olmuyor.

Piyasadan borçlanma konusunda da durum aynı.

Yani, işler istenildiği gibi gitmiyor.

Protokole uyulmadığı için kaynak gelmiyor ama protokolü uygulamama inadı da devam ediyor.

Bu da işin bir başka ilginç tarafı.

Diğer yandan bankalar ve finans kuruluşları devlete artık istediği miktarda kredi vermiyor.

Hem devletin kredisinin tükenmiş olması hem de piyasadaki likit azlığı bunun başlıca nedenleri.

Gelelim esas meseleye.

Maliyenin gelirleri çoğu zaman hedefleri tutturamıyor.

Maliye de ister istemez zora giriyor.

Bir ülke düşünün ki “eyvah ay sonuna param yetmeyecek” paniği yaşıyor ve borç aramaya başlıyor.

İşte bu haldeyiz.

O kadar düzensiz bir gelir yapısı var ki devletin, maliye parası var mı yok mu bilemiyor.

Hesaplayamıyor.

İhtiyaten borçlanma işte bu nedenledir.

Ülkenin mali yapısı bu haldeyken siyaset ne yazık ki çözüm üretmekten çok uzak.

İktidar kısmı para bulununca “gördünüz mü başardık” havasında, muhalefet ise borçlanma olunca “devleti borca soktunuz” eleştirisinin tekrarında.

Maliye gelirlerini artıracak ve düzene sokacak tek bir somut öneri yok..!

Evet, yok..

Kimse kusura bakmasın ama “muhasebeye giriş” tadında konuşmalar işe yaramıyor.

Nokta atışlı konuşmak zamanı çoktan geldi.

Konuşmaya başlarken “aman şuna değmesin, aman buna da değmesin” endişesi ile lafı eğip büktükçe sonuç kocaman bir sıfır olarak kalmakta..

O yüzden paramız kadar konuşalım.

Laf değil de iş üretelim…