Turizm Bakanlığı

Kıbrıs Türk Haber

Cemal Aslan

Cemal Aslan

Mail: cemal.aslan@kibristurk.com

Rumlar Dipkarpaz'ı neden istiyor?

Rumlar, sözde "FEDERAL DEVLET" üzerinden Kıbrıs'ın kuzeyinde deniz yetki alanları kazanmak maksadıyla Dipkarpaz'ı istemelerinin 2 nedeni var;

1- Dipkarpaz bölgesinin kuzeyi ile Mersin ve İskenderun arasındaki bölgede bulunan petrol ve doğal gaz yatakları Rumların iştahını kabartıyor. Rumlar Dipkarpaz'ı Federal devlet üzerinden Deniz yetki alanını kontrol edip Türkiye’yi ciddi oranda sıkıntıya düşürecek çok kritik bir noktayı istiyorlar. Karpaz verilirse, Rumlar Dipkarpaz'ı ele geçirirse deniz yetki alanlarımız yok olur. Kıyıların çoğunluğu dolayısıyla Doğu Akdeniz Rumlara geçecek ve Kıyılarda Türk hakimiyeti bitecek.

2- Karpaz yarımadasının Rumlara bırakılması, denizlerde kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgesinin merkezi hükümete geri verilmesini ve "Federal özel bölge" olarak tanınmasını talep etmektedirler.

GKRY Kıbrıs adına tek taraflı hukuksuzca akdettikleri Deniz Yetki Alanları sınırlandırma antlaşmalarını KKTC’nin deniz yetki alanlarını uluslararası hukuka aykırı olarak gasp etmiş, KKTC’nin doğrudan hakları bulunduğu kıyı uzunluklarını dikkate almadan Karpaz Burnu'nu esas alarak yapmıştır.

KKTC ve Türkiye arasındaki bölgedeki ve Türkiye’nin Kıta Sahanlığı ve muhtemel Münhasır Ekonomik Bölgesi’ndeki hidrokarbon potansiyeli, ekonomik ve stratejik açıdan yaşamsal önemdedir.

HATIRLATMA: "Güney'deki yönetim, kıyıdaş ülkelerle kendi başına. MEB anlaşması imzalama hakkına sahip değildir. GKRY, bu konuda KKTC ile işbirliği yapmak zorundadır.” (Rauf Denktaş, 2011)

Son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde gerçekleşen önemli doğal gaz keşiferi, bölge ülkelerinin yanı sıra, Avrupa’nın doğal gaz  gereksinimini karşılamada ve arz güvenliği temininde umut yarattı. Doğu Akdeniz havzasında son yıllardaki en önemli keşifler, İsrail ve Mısır denizel alanlarında gerçekleştirilenler olmuştur.

Doğal gazın küresel ve bölgesel enerji üretim ve tüketim kaynakları güvenliği açısından önemini ve boyutunu, gerçekçi biçimde değerlendirmek için Türkiye’nin ve KKTC'nin stratejik önemi gözden geçirilmelidir.

Stratejik konumuna bağlı olarak, TÜRKİYE’nin güvenliğinde en hassas dengelerinden birisini oluşturan KIBRIS adası ise başta İngiltere, Rusya, Çin, İsrail ve ABD olmak üzere; Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve Avrupa Birliği ülkeleri açısından da stratejik ve askeri önemini korumaktadır.

Türkiye ile KKTC 15 Eylül 2011 tarihinde, GKRY’ nin Ada’nın güneyinde sondaj faaliyetlerine başlaması halinde, aralarında Kıta Sahanlığı Sınırlandırma Anlaşması yapılacağı hususunda mutabakata varıldığını duyurmuşlardı ve bu anlaşma KKTC ile Türkiye arasında 21 Eylül 2011 tarihinde imzalanmıştır.

Söz konusu anlaşma, Türkiye ile KKTC’nin Akdeniz’deki kıta sahanlıklarının bir bölümünü, uluslararası hukuka uygun olarak ve hakça ilkeler dikkate alınarak belirlenen 27 coğrafi koordinatın birleştirilmesiyle elde edilen bir çizgi ile sınırlandırmaktadır.

Kıbrıs Türklerinin, aynen Kıbrıslı Rumlar gibi Ada’nın kıta sahanlığının tümü üzerindeki meşru, eşit ve ayrılmaz haklarını da dikkate almaktadır. Anlaşmada ayrıca Türkiye’nin ve KKTC’nin Kıbrıs meselesine kapsamlı çözüm bulunması çabalarını sürdüreceği de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Anlaşmayı takiben yapılan ilk uygulama 22 Eylül 2011’de Ada’nın çevresindeki deniz alanlarında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na petrol ve doğalgaz arama ve çıkarma ruhsatları verilmesi olmuştur.

KKTC Deniz Yetki Sahası

Her 2 kıyıdaş devlet KKTC ve GKRY kendi kıyıları açıklarında bulunan deniz yetki alanlarında istedikleri tasarrufları bağımsızca yerine getirebilir. Denizler hukuku teamul hukuku oldugundan KKTC 12 mil karasularına ve 200 metre derinliğe veya işletilebilir derinliğe kadar olan bölgede münhasır ekonomik bölgeye sahip olabileceğine ilişkin düzenlemeleri bulunan KKTC, Doğu Akdeniz politikasını hakkaniyet ilkesi üzerine konumlandırmıştır. Bu ilke çerçevesinde KKTC, Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgelerin belirlenmesi için bölge devletlerinin bir araya gelerek hakkaniyet ilkesi çerçevesinde paylaşım antlaşması imzalaması gerektiğini savunmaktadır.

Bunun yanı sıra KKTC yönetimi, GKRY’nin adanın tek temsilcisiymiş gibi hareket etmesini ve bölge devletleri ile münhasır ekonomik bölge antlaşmaları imzalamasını kabul etmemekte ve yapılan antlaşmaları tanımamaktadır. Kıbrıs adasındaki deniz alanları üzerinde sadece GKRY'nin hakkı yoktur. Burada aynı zamanda KKTC'nin de birtakım hak ve yetkileri mevcuttur.

KKTC’yi devlet olarak kabul etmeseler bile Kuzey Kıbrıs’taki Türk varlığının haklarını kabul etmelerine rağmen sadece GKRY ile tüm adayı ilgilendiren konularda Kıbrıs Türklerinin haklarını ihlal eden antlaşmalar yapmaları, Doğu Akdeniz deniz alanlarının bölünmesi konusunu salt deniz hukuku sorunu olmaktan çıkarıp, başlı başına ada üzerindeki egemenlik sorununun bir cüzü haline getirmiştir.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 1962 tarihli doğal kaynaklar üzerinde Daimi Egemenlik Kararı’na göre, doğal kaynaklar o ülkede yaşayan halklara ve milletlere aittir, denilmekte ve devletlerden asla bahsedilmemektedir. GKRY’nin bu anlamda tek yanlı olarak yasa dışı biçimde ilan ettiği sözde MEB’i ile Kıbrıs Türklerinin haklarını gasp etmesi kesinlikle kabul edilemez.

KKTC’nin Doğu Akdeniz'de ruhsat sahaları nasıl çıktı, nereden çıktı diyorlar ya; cevap burda

 

1982 BMDHS’nin MEB sınırlarının belirlenmesine yönelik 74. madde; Kıta Sahanlığı sınırlarını belirleyen 83. madde;“Yarı Kapalı Denizlere” ilişkin 122 ve 123. maddeler, Sözleşme’nin uygulanmasında hakkın kötüye kullanılmamasını düzenleyen 300 ve 311. maddelerine yarı kapalı denizlere ilişkin düzenlemenin “hakça” bir paylaşım yapılmasıyla ilişkili olmakla birlikte Doğu Akdeniz’in dar bir deniz alanı olması sebebiyle özellikle deniz yetki alanı sınırlandırılmasında sorunlar yaşanmaktadır. Çünkü BMDHS’nin 74. maddesine göre sahilleri bitişik veya karşı karşıya olan devletlerin MEB sınırlandırması hakça bir paylaşım yapılarak anlaşma yoluyla sınırlandırılması gerekmektedir.

GKRY’nin hukuken tek taraflı olarak MEB ilan etme hakkı yoktur. Bir yerde birden fazla devlet ve birden fazla halk varsa hele de tartışmalı olan devlet kendi başına tek taraflı olarak MEB ilan edemez! Eğer Kıbrıs Cumhuriyeti adada tek bir devlet olsaydı o zaman MEB ilan edebilirdi.

GKRY’nin tek yanlı ve adanın “tek hakimi” gibi davranarak sözde parsellediği blokların 1,4,5,6 ve 7 numaralı kısımları Türkiye’nin kıta sahanlığı ile ve ayrıca 1, 2, 3, 8, 9, 12 ve 13 numaralı kısımları ise KKTC’nin deniz sınır alanları ile örtüşmektedir.

KKTC müstakil bir MEB’e sahiptir. Deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması ışımalarla hesaplanır. Bu çizgiler KKTC’nin en fazla deniz yetki alanına sahip olabileceği ışımaların yapıldığı kıyı çizgileridir. Karpaz burnunun bu bölgesi en yoğun olan bölgedir. Yani bu bölgeden en fazla ışıma yapılır. Şimdi KKTC’nin ruhsat sahaların nasıl çıktı, nereden çıktı diyorlar ya, KKTC adına verilen ruhsat sahaları nasıl hesaplandı diyen varsa, işte böyle hesaplandı. Buraya sahip olan buradan yapacağı ışımayla deniz yetki alanlarının haritası da bu şekilde çizilir. KKTC ışımayla hesaplanan deniz yetki alanları MEB sınırlandırmasına esas olan “kıyıları karşıt" devletler Suriye, Lübnan, İsrail, Filistin ve Mısır ile** **BMDHS’nin 74. maddesine göre MEB sınırlandırması için “kıyıları karşıt ya da bitişik olan devletler arasında kıtasahanlığı sınırlandırması Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’nün 38. Maddesinde belirtildiği şekli ile uluslararası hukuk kurallarına dayanan bir antlaşma ile ve hakça çözüm bulmak maksadı ile yapılır prensibini kabul etmektedir.

1982 BMDH Sözleşmesi ve uluslararası yargı kararları hakkaniyete uygun bir çözüm için; “ilgili tüm taraflar arasında varılacak bir antlaşmadan” bahsetmektedir. Bununla birlikte MEB’in tek taraflı ilan edilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme de bulunmamaktadır

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar