Türkiye’deki seçimlerin ardından Kıbrıs politikasında bir değişiklik olmayacağı gün gibi aşikar.

Peki bu durumu son günlerde gelişen olaylar değiştirir mi..?

İsveç’in NATO üyeliği başvurusu ile başlayan süreçte Türkiye’nin tutumu son derece belirleyici oldu.

Özellikle İsveç’in terör örgütü PKK’ya olan desteği ve son olarak Kuran-ı Kerim’e yönelik saygısızlıklara göz yumması ciddi bir sorun yarattı.

NATO Zirvesi’ne bu konulardaki talep ve endişelerini götüren Türkiye istediğini aldı.

Bunu yaparken de AB’ye ciddi mesajlar verdi.

AB’nin Türkiye ile ilişkilerinde son yıllarda yaşanan olumsuz ivmeyi tersine çevirme yönünde bu mesajlar çok önemli bir fırsattır.

Eğer AB gerçekten Türkiye ile iyi ilişkiler tesis etmek istiyorsa bunu iyi kullanmalıdır.

NATO Zirvesi’nde Türkiye istediğini aldı.

Aynı şekilde İsveç de, ABD de, NATO da istediğini alan taraf oldu.

Yunanistan ise sergilediği “ılımlı” tutum ile geleck için umut verdi.

NATO Zirvesi’ne “konuk” olarak gelen Rum Yönetimi ise eve eli boş dönen taraf oldu.

Yeni Başkan Hristodulidis en başından beri AB’nin masada belirleyici ve etkili katılımını talep etmekte.

Ama hep yanlış adreslerde.

Önce AB’den bu talepte bulundu ardından da BM’den.

Oysa bu talebi yapması gereken tek adres Kıbrıs Türk tarafıdır.

Zaten gerek AB, gerekse BM de bunu kendilerine söylemiştir.

Türkiye’nin AB ile yeni bir döneme başlayacak olmasına ilişkin mesajlar federasyon tezini savunanları heyecanlandırdı.

AB’nin Türkiye’ye “önce Kıbrıs’ı çöz” direktifi vereceği, Türkiye’nin de boyun eğerek bunu yapacağını düşünmekteler.

Peki ya NATO..?

İşin içine artık NATO da girmiştir.

NATO’nun genişleme süreci Finlandiya ve İsveç ile bitmeyecektir.

Sıra mutlaka Kıbrıs’a da gelecektir.

İşte o gün işler iyice karışacak.

Kıbrıs Adası’nın NATO toprağı olması noktasında çok ciddi krizler yaşanacak.

Özellikle de Kıbrıs Rum tarafı açısından.

Rusya ile olan bağlarını Ukrayna savaşı döneminde en az hasarla idare etmeye çabalayan Rum hükümeti bu durumu NATO üyeliği sürecinde sürdüremeyecek.

Unutmayalım ki, Kıbrıs Adası’nın NATO’ya üyeliği bu adada yaşayan bizlerin değil, NATO içerisindeki etkin güçlerin kararı olacaktır.

Bu karar Türkiye’yi ve bizi zora sokacak bir karar değil.

Sonuçta Türkiye NATO’nun en kıdemli, en güçlü ve en etkin üyelerinden birisidir.

Kıbrıs için de uygun şartları domine edecek bir yapısı vardır.

Ama ya Güney Kıbrıs..?

Onlar açısından işler iyice zorlaşacak.

NATO ile Rusya arasında kalacaklar.

AB baskısı da işin cabası.

Kıbrıs Adası’nın NATO üyeliği fikri çok sürmez, kısa bir süre içerisinde mutlaka birileri tarafından gündeme getirilecektir.

Sonrasındaki süreç de çok hızlı gelişen bir süreç olacaktır.

Hali hazırda Ada’da askeri gücü bulunan Türkiye’nin yeni duruma adaptasyon sıkıntısı olmaz.

Ada’daki İngiliz üsleri de sorun yaratmaz.

Rum hükümetinin Fransa ve ABD ile yapmış olduğu askeri işbirlikleri de kimseyi rahatsız etmez.

İşte bu denklemlerin tümü Kıbrıs Adası’nı Rusya’nın olmadığı bir sürece taşımakta.

AB zaten var.

ABD ile Fransa dolaylı mevcut.

Türkiye burada.

Yunanistan burada.

İngiltere burada.

Yani garantörler.

Zaten NATO gayrı resmi olarak geldi diyebiliriz.

Gerisini Rusya düşünsün.

Özetleyelim..

Kıbrıs’ta gelecek dönemi belirleyecek olan AB değil NATO olacaktır.

Bence hepimiz buna yoğunlaşıp bunun üzerinde kafa yormamızda fayda var...