Turizm Bakanlığı

Kıbrıs Türk Haber

Cemal Aslan

Cemal Aslan

Mail: cemal.aslan@kibristurk.com

Türkiye'nin 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne Taraf Olmama Nedenleri

Türkiye, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmamakla birlikte, birçok ülkenin taraf olmasından ve anılan sözleşmenin kurallarını uygulamasından kaynaklı sözleşme hükümlerinin aynı zamanda teamüle dönüştüğünün farkındadır. Uluslararası hukukun doğrudan bir kaynağı olan teamüller uluslararası sözleşmeler kadar etkili ve bağlayıcıdır ve Türkiye teamül hukuku olmasından birçok maddesini ve kurallarını uygulamaktadır. Aralarında ABD, Kolombiya, İsrail, Peru, Venezuela ve Türkiye gibi ülkelerin yer aldığı yaklaşık 30 ülke henüz Sözleşmeye taraf değildir.

Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesini onaylamamasının temel sebeplerinin en başında, Adalar Denizindeki özel durum gelmektedir. BMDHS her ne kadar ayrıntılı hükümlere sahip olsa da Türkiye ile Yunanistan arasında bulunan çok sayıda adanın varlığı ve bunun yarattığı vaziyetin iki ülkeyi ilgilendiren bir durum olması nedeni ile sözleşmenin bu alandaki etkisi azalmaktadır. Türkiye sözleşmenin karasuları ile ilgili olan maddelerine itiraz etme sebebi; Türkiye ve Yunanistan arasında kalan Adalar Denizi’nden kaynaklıdır. Bu bölgenin özelliği dar, birçok ada ve adacıktan oluşmasıdır. Sözleşme maddesinde belirtilen karasuları ve bitişik bölge sınırlarının uygulanması durumunda çoğu alanda iki devletin deniz sahaları kesişmektedir. Bunun yanında uluslararası sular denilen kavramın neredeyse Adalar Denizi’nde varlığını yitirmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Her iki ülkenin karasularının belirlenmesi konusundaki farklı tezleri zaten anlaşmazlık yaratırken sözleşme ile karasularının maksimum 12 mile çıkarılabileceğinin kararlaştırılmasından sonra Türkiye tarafında endişeler baş göstermiştir.

Yunanistan karasularının sınırlarını belirten BMDHS 3. maddeye (3.Madde; Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik işbu Sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.)dayanarak karasularını genişletmek istemektedir. Ancak yine aynı sözleşmenin 300. maddesi gereği devletlerin sözleşmeden kaynaklı yükümlülüklerini iyi niyet çerçevesinde yerine getirmek durumunda olduğunu ve yine sözleşmeden kaynaklı hak, içtihat ve özgürlüklerini hakların suistimaline mahal vermeyecek şekilde (hakkaniyete uygun bir şekilde) kullanabileceğini öngörmektedir. 300. madde, 3. maddenin kullanımı açısından bir ön koşul niteliğindedir.

Türkiye en başından beri karasularının sınırı ile ilgili maddelere ısrarlı itirazını sürdürmektedir. Önümüzdeki dönemlerde bu sözleşme maddesi teamül haline gelse bile Türkiye Cumhuriyeti’ne uygulanabilmesi mümkün değildir. Adalar Denizi’nin yapısı kendine hastır. Adalar Denizi’nin birçok yerinde, Anadolu Yarımadası ile Yunan Adaları arasındaki mesafe 2-3 deniz milinden azdır. Adalar Denizi’nde karasuları ve bitişik bölgelere yönelik olarak, kıyıdaş devletlerin hakkaniyet prensibi ve iyiniyet çerçevesinde anlaşarak beraber bir düzenleme yapması dışında uluslararası hukuka uygun bir çözüm mümkün değildir.

Türkiye sözleşmeye taraf olmamasına karşın çekince koymak istediği maddeler hariç, sözleşmenin diğer hükümlerine aslında teamülen uymaktadır. Türkiye’nin çekince koymak istediği üçüncü madde gibi maddelerin bir teamül kuralına dönüşmemesi için Türkiye uluslararası hukukun çeşitli platformlarında itirazlarını da dile getirmiştir. Sonuç olarak anılan sözleşmenin üçüncü maddesi kapsamından bakıldığında karasularının maksimum sınırının 12 mil olabileceğinin kabulü ile Yunanistan’ın sistematik yorumdan uzak sadece deyimsel yoruma dayanarak antlaşmayı kendi lehine çevirmeye çalışması Türkiye’nin antlaşmaya taraf olmamasına neden olmuştur.

Türkiye ile Yunanistan arasında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlandırılması eşit uzaklık(equidistance) ilkesine göre yapılmalı ve başlangıç noktası olarak da Türkiye ile adaların en doğuda kalan bölümleri esas alınmalıdır. Yunanistan ayrıca, kıta ülkesi ve adaların siyasal ve ülkesel bütünlük oluşturduğu görüşünü öne sürmektedir. Ancak bu görüş yanlıştır çünkü Yunanistan ada devleti olma vasıflarını taşımamaktadır. Ada ülkesi, ana bölgesi bir ya da birçok adadan oluşan ülkeler için kullanılmaktadır ve Yunanistan’ın anakarası sahip olduğu adalardan daha büyüktür dolayısıyla ada ülkesi olma vasfını taşımamaktadır.

Bu sebepten ötürü Yunanistan’ın adaları ile kıta ülkesi aynı statüye sahip değildir. Bunun yanında Yunanistan ada ülkesi olma tezini savunarak, adalarının esas hatlarını birleştirerek sahip olduğu adaları sanki kara ülkesi gibi göstererek MEB sınırlarını bu hattan itibaren 12 mil olarak çizmek istemektedir. Bunun sonucunda da Türkiye 3 millik bir bölgeye hapsetmeye çalışmaktadır. Adalar Denizi, birçok ada ve kayalıklarla donatılmış yarı kapalı bir denizdir. Özel coğrafi özelliklerinin yanı sıra 1923 Lozan Barış Antlaşması gerekleriyle kendisine has, Özel Statülü kritik bir durumu var. Yunan karasuları şu an 6 mil olarak ilan edilmiştir ancak 12 mil hayali halen devam etmektedir.

Kıta sahanlığını sınırlandırmasında yapılageliş kurallarının ne yolda olduğuna bakıldığında ise, uluslararası mahkeme kararları sürekli olarak sınırlandırmanın hakça ilkelere (equitable principles) göre yapılması kuralını kabul etmektedir. Bu konuda birkaç mahkeme kararı dışında içtihat bulunmamaktadır çünkü uluslararası yargı yoluna gidilebilmesi için tarafların rızasına ihtiyaç duyulmaktadır.

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 74. maddeye göre kıyı devletleri münhasır ekonomik bölgelerinin sınırlandırılması için uluslararası hukuka uygun anlaşma yapacaklardır. Türkiye’nin çekincesi burada başlamaktadır. Çünkü Türkiye ve Yunanistan arasındaki Adalar sorunu yıllardır çözülememektedir. Adalar Denizi’nin özel durumu ve Yunanistan’ın bu özel durumu istismar etme çabaları anlaşma yapılmasını engellemektedir.

Burada Adalar Denizi’nin özel durumunu açıklamak gerekmektedir. Adalar Denizi Yunanistan ve Türkiye arasında bulunur ve üzerinde 3000’e yakın ada, adacık ve kayalık bulunmaktadır. Bu ada, adacık ve kayalıkların yüksek çoğunluğu Yunanistan’a aittir. Bu adaların bir kısmını 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması’yla bir kısmını da 1947 Paris Barış Konferansı’yla elde etmiştir.

Tarihsel olarak adaların Osmanlı’dan önceki sahibi Yunanlılar değil Venedik ve Cenevizlilerdir. Bu adalardan Boğazönü, Saruhan ve Menteşe Adaları grupları Türkiye’ye Yunanistan’dan daha yakındır. Yunanistan’ın iddialarına ve taleplerine göre hem kara ülkesinin hem de bütün adaların MEB’i vardır ve adalar, MEB bakımından kıta ülkeleriyle eşit statüye sahiptir.

Yunanistan'ın iddialarının uluslararası hukukta karşılığı yok: Yunanistan'ın, ada parçalarını "ana kara" gibi varsayarak uzaklık ilkesine göre yaptığı açıklamaların uluslararası hukukta karşılığı bulunmuyor. Uluslararası hukukta kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlandırmasında uzaklık ilkesi bir kural olarak zikredilmiyor.

Gerek uluslararası hukuk gerek Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi'ndeki temel kural "hakça paylaşım" ilkesi. Bu ilkeye göre, adalara ana karalara kıyasla daha az kıta sahanlığı/MEB alanı verilebiliyor. Hatta adalar tamamen çevrelenebiliyor. Bu noktada adaların büyüklüğü, cephe uzunlukları, konumu, ana karalardan ne kadar uzak oldukları gibi birçok faktör dikkate alınıyor.


 

Ankara, yüzölçümü 10 kilometrekare olan, Anadolu'ya 2 kilometre, Yunan ana karasına ise 580 kilometre uzaklıkta olan bir adanın 40 bin kilometrekare genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratmasının rasyonel ve uluslararası hukuka uygun bir tez olmadığını vurgulayarak, Yunanistan'ın iddialarını reddediyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin BMDHS’nin 74 ve 83. Maddeleri imzalamamasının sebebi bu maddelerin Yunanistan tarafından istismara açık olmasıdır. Türkiye bütün çabalarına rağmen Yunanistan’ı Ege adaları konusunda uluslararası mahkeme yolunu kullanmaya ikna edememiştir. Durum bu haldeyken Yunanistan’ın taleplerini kabul etmek mümkün değildir. Çünkü yukarıdaki haritalarda görüldüğü gibi toplam 165 km ada kıyı uzunluğuna sahip Yunan adalarının 2280 km’lik kıyı uzunluğuna sahip Türkiye anakarasının hakkını gaspetmesi veya Anadolu’ya 2 km, Yunanistan ana karasına 580 km uzaklıkta olan bir adanın 40 bin km genişliğinde kıta sahanlığı alanı yaratması rasyonel değildir, uluslararası hukuk hükümleri ile uyumlu değildir.

Türkiye 2280 kilometre en uzun KIYIYA sahip bir Doğu Akdeniz ülkesidir. Burada tarih boyunca olduğu gibi bugün de misafir değil ev sahibiyiz. Türkiye ve KKTC’nin içinde adil şekilde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz barışı çıkmaz.

Harita - Yunanistan’ın ilan etmek istediği 12 millik MEB haritası. Türkiye’nin bunu kabul etmesi mümkün değildir. Yunanistan kıta sahanlığı sınırlarını ısrarla kendi lehine göre çizip Türkiye’ye bu haritayı dayatmaktadır.

Önemli Not ? 74. madde sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında münhasır ekonomik bölge sınırlandırılması hakkındadır. maddenin birinci fıkrasına göre sahilleri bitişik veya karşı karşıya bulunan devletler arasında münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması, hakkaniyete uygun bir çözüme ulaşmak amacıyla, Uluslararası Adalet Divanı Statüsünün 38. maddesinde belirtildiği şekilde uluslararası hukuka uygun olarak anlaşma ile yapılacaktır.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar