Turizm Bakanlığı

Kıbrıs Türk Haber

Cemal Aslan

Cemal Aslan

Mail: cemal.aslan@kibristurk.com

Yunanistan - Mısır Anlaşması Hukuken Geçerli Değil

Bu anlaşmanın dayandığı Girit, Karpathos, Kassos, Rodos ve Meis hattı, Yunanistan'a iddiasının aksine bir takımada devleti olmadığı için kıta sahanlığı hakkı vermiyor.

Sonuçta, ülkenin yüzölçümünün sadece %17'si adalar, adacıklar ve kayalıklar'dan oluşuyor ve bu adalar Yunan anakarasının 200 mil yakınında.

Bu tür adalara karasuları kadar hak verilir.

Yunanistan’ın Girit ve Rodos Üzerinden Hukusuz Talepleri: Yunanistan Cumhuriyeti ile Mısır Arap Cumhuriyeti arasında 06/08/2020 tarihinde akdedilen Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Andlaşması (diğer bir deyişle iki taraflı Münhasır Ekonomik Bölge)Yunanistan’ın bizzat kendisinin taraf devlet olduğu 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne(BMDHS) aykırı niteliktedir ve sözleşmeyi ihlal etmektedir.

ULUSLARARASI HUKUKTA, bir ana kara/kıta ülkesi kendi egemenliğine ait olan adaların kendisine ait kara suları haricinde kıta sahanlığı veya deniz yetki alanı yoktur.

Yunanistan, ana karası olan bir devlettir, sadece adalardan oluşan bir devlet değildir.

Öncelikle belirtilmelidir ki, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 7. maddesinde “kıyının derin bir şekilde girintili ve çıkıntılı olduğu yerlerde veya kıyının hemen yakınında kıyı boyunca uzanan bir adalar saçağı varsa, esas hattın çiziminde uygun noktaları birleştiren düz esas hatlar yöntemi kullanılabilir” ibaresi yer almaktadır.

 

Bu hüküm Adalar Denizi’nin karakteriyle uyumludur. Ancak Yunanistan, karasularının belirlenmesinde “Düz Esas Hatlar” metodunu Girit ve Rodos adalarını dahil edip uzatarak çizdiğinde, Türkiye’nin aşağıdaki gibi, mavi alanların çoğunda deniz alanı kaybı oluşmaktadır.

Oysaki Sözleşme’nin 7. maddesinin 3. Fıkrası “Düz Esas Hatlar” çizimini şöyle bir şarta bağlamaktadır; “düz esas hatların oluşturduğu çizginin sahilin genel yönünden hissedilir bir biçimde sapmaması ve bu hatların berisinde kalan deniz uzantılarının iç sular rejimine tabi tutulabilmesi için, bunların kara sahasına yeter derecede bağlı olmaları gerekir”

 

Yunanistan “Takımada Devleti” değil

Bir ülkenin "Adalar Devleti" olabilmesi için tamamen yada büyük ölçüde adalardan müteşekkil olması gerekiyor.

Endonezya, Sri Lanka, Küba, Filipinler gibi çeşitli örnekleri Birleşmiş Milletler tarafından kayda geçirilmiş durumda.

Yunanistan, görünenin aksine bir "Adalar Devleti" değil, Yunanistan bir ANA KARA devletidir.

 

Denizler Hukuku, denize kıyısı olan devletlere ancak kıyı topoğrafyasının 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 7. madde esaslarına uygun olması koşuluyla “Düz Esas Hat” çizilebileceğini saptamaktadır.

Kaldı ki “Normal Esas Hat” ve “Düz Esas Hat” çizimlerinin dışında, özel bir koşul olarak, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 47. madde “Takımada Esas Hat” belirleme usullerine yönelik metotları da içermektedir lakin bu özel metot, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 46. maddedeki “Archipelago State” (Adalar Devleti/Takımada Devleti) olarak tanınan devletler için kullanılabilmektedir.

Yunanistan’ın bir Adalar Devleti yahut Takımada Devleti olmaması sebebiyle 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi 47. maddedeki özel hükümlerden faydalanamayacağı açıktır.

Zira Yunanistan ana karası olan bir devlettir, sadece adalardan oluşan Endonezya gibi bir devlet değildir.

 

1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) 46. maddesine göre, takımada devleti, tamamen bir veya daha fazla takımadadan oluşan ve diğer adaları da içerebilen bir Devlet anlamına gelir. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, Uluslararası Adalet Divanı ve Hakem Heyeti kararlarında hiçbir ilke veya karar Yunanistan'ı “Takımada Devleti” haline getiremez.

Bu haritada, Yunanistan'ın Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki varlığına muhalefetinin temeli Sevilla haritasına dayanmaktadır.

2000'li yılların başında Sevilla Üniversitesi'nden akademisyenler Juan Luis Suárez de Vivero ve Juan Carlos Rodríguez Mateos tarafından hazırlandığı için bu adı almıştır.

Haritanın iddiasına göre Meis Adası'ndan başlayan Yunan kıta sahanlığı, güneye doğru Akdeniz'in ortasına doğru iniyor.

Türkiye'ye ne kadar yakın olurlarsa olsunlar, Yunanistan'ın kıta sahanlığını Yunan adalarının sınırlarına göre çiziyor.

Harita, Türkiye'nin deniz yetki alanı olarak Antalya Körfezi'nde sadece küçük bir alanı gösteriyor.

 

1982 BMDHS esas alınarak Türkiye ve Yunanistan arasında bir Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Andlaşması, Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) imzalanacaksa, Yunanistan’ın Girit ve Rodos örneklerinde olduğu gibi adalara Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) hakkı tanınması gerektiğini iddia eden ve deniz hukukuyla bağdaşmayan tezlerinden vazgeçmesi gerekmektedir.

Zira Münhasır Ekonomik Bölge(MEB) hatlarının belirlenmesi karasuları hatlarından itibaren yani “Normal Esas Hat” veya “Düz Esas Hat” kuralları referans alınarak oluşturulur.

Her iki yöntem de, Yunanistan’ın iddialarının Uluslararası Deniz Hukuku’na ihlal olarak değerlendirilmesine yol açacak tezleri içermektedir.

 

Esas hattın belirlenmesi hususunda kıyı devletine serbestlik tanınmakla beraber, “Düz Esas Hatlar” metodunun tercih edilmesi halinde, ancak bu iddiayı haklı çıkartabilecek hipotezler ile ortaya konmalıdır. Uluslararası Deniz Hukuku, kıyı topoğrafyasının BMDHS 7. madde esaslarına uygun olması koşuluyla “Düz Esas Hat” çizilebileceğini saptamaktadır.

Kaldı ki “Normal Esas Hat” ve “Düz Esas Hat” çizimlerinin dışında, özel bir koşul olarak, BMDHS 47. madde “Takımada Esas Hat” belirleme usullerine yönelik metotları içermektedir lakin bu özel metot ancak ve ancak BMDHS 46. maddedeki Adalar Devleti/Takımada Devleti olarak tanınan devletler için kullanılabilmektedir.

Yunanistan’ın bir Adalar Devleti yahut Takımada Devleti olmaması sebebiyle BMDHS 47. maddedeki özel hükümlerden faydalanamayacağı açıktır.

 

Yunanistan, taleplerini 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin 121'inci maddesine dayandırıyor. Türkiye'nin taraf olmadığı sözleşmenin söz konusu maddesi, adaların da kıta sahanlığına ve münhasır ekonomik bölgeye sahip olabileceğini öngörüyor.

Fakat, bu haklara sahip olma konusu tartışmalıdır. MEB'nin doğduğu yer okyanuslardır, geniş deniz alanlarıdır.

Bu nedenle kıyıdaş devletlere 200 millik uzun bir deniz sahasında egemenlik tesis etme yetkisi tanınmıştır.

Ancak bu ölçeği her deniz alanında uygulamak mümkün değildir.

Örneğin bu uzunluk EGE ve Doğu Akdeniz’de uygulanamaz.

Çünkü kıyıdaş devletlere 200 millik bir deniz sahası bırakılabilecek ölçüde denizalanı yoktur.

İşte bu yüzden Ege ve Doğu Akdeniz yarı-kapalı deniz statüsündedir.

Meis, Rodos, Kerpe ve Kaşot adaları; Yunanistan'ın kıta sahanlığında değil, Türk kıta sahanlığındadır.

Bu adaların, Yunanistan'ın anakarasına mesafesi 200 milden azdır.

Anakaranın kıta sahanlığı üzerinde olan adaların ayrıyeten münhasır ekonomik bölgeyea ve kıta sahanlığına sahip olamaz.

Doğu Akdeniz'deki tek geçerli deniz sınırlandırma anlaşması Türkiye ile Libya arasında imzalandı. Türkiye ve Libya bu anlaşmayı BM GS ile imzaladı.  30 Eylül 2020 tarihinde tescil edilen, BM'nin 102. Maddesi uyarınca yürürlükte olan bağlayıcı bir uluslararası anlaşmadır.

 

Özel durumlar istisnası

1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesin’nin 6. maddesinde aynen eşit uzaklık ilkesi gibi, öngörülen ve aynı derecede önemli bir unsurdur.

Adalar denizinde bulunan ada ve adalar topluluğunun varlığı “özel durumlar” oluşturur.

Adalar denizi, kendisine mahsus özel durumu olan bir yarı kapalı denizdir.

Sınırlandırmada bölgenin özellikleri konusunda adalar, özel durum yaratan unsurların başında gelir.

Adalar Denizi’nde,Yunan adalarının sayısı ve konumları yüzünden dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan ağırlıkta özel durum mevcuttur.

Adalar Denizi, yarı kapalı bir deniz olarak tipik bir özel durumdur.

Adalar denizinin hukuki statüsü Lozan'da belirlendi.

Bu nedenle, Adalar  Denizi’nin tüm coğrafi, jeofizik, stratejik özelliklerinin göz önünde bulundurularak kıta sahanlığı sınırlandırılmasının hakça bir çözüme ulaşılacak şekilde yapılması zorunluluğu vardır.

Girit, Karpathos, Kassos, Rodos adaları Adalar denizine aittir.

 

AB'nin taşeron devleti Yunanistan şımardı.

Rodos ve Girit adalarının anakara gibi varsayılamayacağı, anakaranın sadece Anadolu olduğu, müzakeresi bile söz konusu olamaz.

Ancak, umutlanan Yunanistan, sismik araştırmanın durdurulmasını taviz varsayarak, Rodos Adası’nı ana kara gösterip, Mısır ile hukuken geçerliliği söz konusu olamayacak Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasını imzaladı.

Yunanistan Rodos ve Meis adalarını anakara gibi gösterip Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması yapmaya kalkıştı.

Mısır, Meis’i kabul etmeyerek, Rodos bazlı Münhasır Ekonomik Bölge  anlaşmasını imzaladı.

Bu uluslararası hukuka aykırı anlaşmanın amacı, Türkiye-Libya Münhasır Ekonomik Bölge alanını kesmektir.

Doğu Akdeniz'de Deniz yetki anlaşması geçerli olanı yalnızca Türkiye ile Libya arasında imzalandı. Türkiye ve Libya bu anlaşmayı BM'ye bildirmiştir.

30 Eylül 2020'de tescillenerek, BM'nin 102'nci maddesince yürürlükte olan bir anlaşmadır. Yunanistan-Mısır anlaşması hükümsüzdür.

Sonuç olarak Yunanistan’ın Girit ve Rodos adaları arasında deniz yokmuşçasına bir karasuları sınırı çizmesi Türkiye’nin deniz hak ve menfaatleri bakımından asla kabul edilebilir olmadığı gibi, uluslararası deniz hukukuna da aykırıdır ve hukukun ihlalidir.

Dipnot - Haritayı çizen Prof. De Vivero işgali itiraf etti: "Ege Denizi’nde ortay hat hesaplaması, Yunanistan’a çok büyük bir deniz yetki alanı bırakmaktadır. Kıbrıs’ı da denkleme kattığımızda Türkiye’nin deniz alanının çok küçük kaldığını, ekonomik ve jeopolitik sorunlar yaratacağını görürüz." dedi.

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar