KKTC Cumhuriyet Meclisi’nden yükselen ses bu kez bir yasa tartışması ya da sert bir siyasi polemik değildi. Sosyal medyaya düşen görüntüler, demokrasinin kalbi olması gereken Meclis’te yumrukların konuştuğu anlara aitti. UBP Milletvekili Ahmet Savaşan ile CTP Milletvekili Ongün Talat fiziksel kavgaya varan tartışması, sadece Genel Kurul’u değil, toplum vicdanını da sarstı.
Siyaset, doğası gereği çatışma barındırır. Fikirler yarışır, görüşler çarpışır, sesler yükselir. Ancak bu çatışmanın sınırı vardır. O sınır aşıldığında, artık mesele siyasi görüş ayrılığı olmaktan çıkar; kurumsal itibar ve demokratik olgunluk sorgulanır hale gelir.
Dünden beri sosyal medyada dolaşan görüntüler, Meclis çatısı altındaki temsil sorumluluğunun ne kadar ağır olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Çünkü o yumruklar sadece karşısındaki vekile değil, halkın sandıkta verdiği iradeye de savruluyor.

Daha vahimi ise şu: Bu görüntüler artık “şaşkınlık” yaratmıyor. Toplum, siyasetteki sertleşmeye, üslup kaybına ve gerilimin normalleşmesine giderek daha fazla alışıyor. Oysa alışmamamız gereken tam olarak bu.
Parlamentolar, öfkenin değil aklın; kuvvetin değil sözün alanıdır. Mikrofonun yetmediği yerde yumruğa başvuruluyorsa, sorun sadece anlık bir sinir patlaması değildir. Bu, siyasal dilin iflasıdır.
Elbette olayın tarafları, gerekçelerini, provokasyon iddialarını ya da “karşılıklı” suçlamaları sıralayacaktır. Ancak kamuoyunun beklediği şey mazeret değil, sorumluluktur. Meclis’in itibarını korumak, bireysel haklılık iddialarından çok daha büyük bir meseledir.
Bu ülkenin gençleri Meclis’i izliyor. Sandığa küsmüş seçmenler bu görüntülere bakıyor. “Siyaset buysa, bana ne?” diyenlerin sayısı işte bu anlarda artıyor.
Belki de asıl soru şu olmalı:
Meclis’te kaybedilen sadece bir oturumun ciddiyeti mi, yoksa siyasete duyulan güven mi?
Ve bu sorunun cevabı, yumrukların indiği o birkaç saniyeden çok daha uzun süre hafızalarda kalacak gibi görünüyor.
Sivri Köşe’den notlar…
