Küresel ekonomi, son dönemde yalnızca makroekonomik dengesizliklerle değil, kurumsal güven kaybı ve siyasal norm erozyonuyla da tanımlanmaktadır. #jeffreyepstein dosyaları, küresel finansal #hırsızlıklar , #yolsuzluklar ve #ahlakiçöküş ortadayken,

Enflasyonist baskılar, yüksek faiz politikaları, jeopolitik gerilimler ve rezerv para sistemine yönelik tartışmalar finansal volatilite, Altın ve Gümüş fiyatlarındaki çok sert ve tarihi hareketler bu kırılganlığın sadece sayısal yansıması haline gelmiştir.

Toptan Bir Çöküşe Doğru Son Hızla Gidilirken, KKTC mışıl mışıl uyumaktadır...

Değerli metallerdeki volatilite, klasik anlamda yatırım tercihinden ziyade, sistemik belirsizliğin ve güven aşınmasının nicel ifadesidir.

Unutmayalık ki, Kapitalist sistem normatif bir etik düzen üzerine değil, sürdürülebilirlik refleksi üzerine inşa edilmiştir ve bu SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK REFLEKSİ HER TÜRLÜ AHLAKİ YOZLAŞMIŞLIĞIDA MAALESEF BARINDIRMAKTADIR.

Nitekim Bu Hafta Büyük Piyasalarda Maç Sürerken Kural Değişiklikleri Bu Ahlaki Çöküntünün En Açık Göstergesidir.

Kriz dönemlerinde para politikası araçlarının genişletilmesi, regülasyonların esnetilmesi ve finansal riskin kamu otoritesi tarafından dolaylı biçimde üstlenilmesi, bu refleksin kural olarak işleyiş biçimleridir.

SİSTEM, kendi devamlılığı söz konusu olduğunda kuralları yeniden yorumlama hatta baştan yazma kapasitesine sahiptir.

Ancak bu esneklik, özellikle küçük ve dışa bağımlı ekonomiler için tehlikeli bir örnek teşkil eder, zira bu ekonomilerin aynı ölçekte manevra alanı bulunmamaktadır.

KKTC Ekonomiside bu küçücük ekonomilerinden biridir, büyük bir SİSTEMİK RİSKTE bir yaprak gibi SAVRULMAMIZ AN MESELESİDİR.

Bizde Enflasyonun yapısal bileşenleri, bu kırılganlığı daha da derinleştirmektedir.

Özellikle gıda fiyatlarındaki yüksek artışlar, mevsimsel etkilerle açıklanamayacak bir düzeye ulaştığında tarım politikalarının yetersizliği, üretim planlaması eksikliği ve dağıtım zincirindeki verimsizlikler belirleyici olmaktadır.

Bunun çıktısı, yeterince denetlenmeyen fiyatların misli ile artışı sonucu olmaktadır.

Beklenti kanalı ve maliyet yapısı düzeltilmedikçe fiyat istikrarı sürdürülebilir hale gelemez.

Bu noktada Küçük Ülkelerde siyasal kapasite belirleyici bir faktördür.

Küresel volatilite çağında KKTC gibi küçükcük ekonomilerin en büyük savunma hattı GÜÇLÜ KURUMLAR, TEKNİK YETERLİLİK ve ÖNGÖRÜLEBİLİR POLİTİKA ÜRETİMİDİR.

Maalesef KKTC bağlamında en temel sorun ekonomik göstergelerden önce SİYASAL DÜZEYDE ORTAYA ÇIKMAKTADIR.

Meclis tartışmalarının içeriği, stratejik reform gündeminin ağırlığı ve kurumsal ciddiyet seviyesi incelendiğinde, yapısal ekonomik sorunlarla orantılı bir entelektüel ve teknik kapasitenin sergilenmediği görülmektedir.

KKTC MECLİSİNİN ENTELEKTÜEL KAPASİTESİ VE BİRİKİMİ KKTC EKONOMİSİNİN YAPISAL SORUNLARINI ÇÖZECEK YETERLİLİKTE DEĞİLDİR.

Küresel sistemde kural esnekliği artarken, küçük ekonomilerin kurumsal sertliğe ve ciddiyete daha fazla ihtiyaç duyması bir zorunluluktur.

Ancak MECLİSİMİZDE kullanılan dilin popülistleşmesi, teknik tartışmaların yüzeyselleşmesi ve meclis düzeyinde politika üretim kapasitesinin zayıflaması, bu zorunluluğun karşılanmasını engellemektedir.

Böyle bir ortamda Dünyada Finans Sistemi Allak Bullak Olmuş, Piyasalarda Volatilite Artarken, Yerel Siyasal Zafiyetleriniz Ekonomik Maliyetinizi Büyüten Bir İç Baskı Unsuru Haline Gelir.

Değerli metallerdeki tarihi oynaklık küresel güven krizinin ilk ve en önemli işaret fişeği niteliğindedir.

Bizim gibi ekonomilerin tek sürdürülebilir çıkış yolu, siyasal kapasitenin güçlendirilmesi, mecliste ve bürokratik düzeyde teknik yeterliliğin artırılması ve yapısal reformların kararlılıkla uygulanmasıdır.

Aksi halde bizde, finansal volatilite büyük bir küresel sitematik krizde yalnızca piyasa grafiklerinde ve ekonomide değil, kurumsal meşruiyet ve toplumsal refah düzeyinde de kalıcı bir çöküşe dönüşecektir.