Son Gelişmelerle Net Biçimde Gördüm ki Kıbrıs Türkünün Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde Verdiği Mesaj Maalesef Net Anlaşılamamıştır.
Konut Edinimi Karşılığı Vatandaşlık Dedikodusunu Kimler Bilinçli Şekilde Ortaya Attıysa, Analiz Yeteneğiniz ve Toplumumuzu Okuma Kapasitesiniz Sıfırdır !
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde, Kıbrıs Türkünün Hassasiyetlerinin Farkına Varılamadığını, Konut Satışı Karşılığında Vatandaşlık Haberi Sondalaması İle Net Biçimde Görüyorum.
Bu Konuda Profesyonel Yatırım Danışmanı Olarak Yararlandığım Kaynakçalarım,
"Shachar Ayelet 2018 Citizenship for Sale In The Oxford Handbook of Citizenship Oxford University Press"
"Surak Kristin 2020 Millionaire Mobility and the Sale of Citizenship Journal of Ethnic and Migration Studies"
"Dzankic Jelena 2015 Citizenship by Investment in Europe The Role of the EU in Shaping National Policies European Law Journal"
"European Commission 2019 Investor Citizenship and Residence Schemes in the European Union"
"OECD 2018 Criminal Risks Associated with Citizenship and Residence by Investment Schemes"
"International Monetary Fund 2021 Macroeconomic Impacts of Citizenship by Investment Programs in Small States"
Konut edinimi yoluyla vatandaşlık uygulamaları, KÜÇÜK ADA ülkelerinde yalnızca ekonomik bir tercih değil, doğrudan demografik dengeyi ve siyasal egemenliği ilgilendiren stratejik bir politika alanı olarak ele alınmalıdır.
Ülkelerin ortak özelliği, sınırlı nüfus hacmine, dar coğrafi alana ve tarihsel olarak kapalı ya da yarı kapalı toplumsal yapılara sahip olmalarıdır.
Bu nedenle nüfus yapısında meydana gelen görece küçük ölçekli değişimler dahi, büyük ve geri döndürülmesi güç sonuçlar yaratabilir.
Vatandaşlığın yatırım karşılığında verilmesi, ADA DEVLETLERİ İÇİN DİKKATLE TASARLANMASI GEREKEN ekonomik bir araçtır.
Benzer bir sürecin farklı bir sonuçla yaşandığı ülke ise "Kıbrıs Cumhuriyetidir." Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, konut edinimi yoluyla vatandaşlık uygulamasını uzun süre agresif biçimde kullanmış ve yüksek tutarlı gayrimenkul yatırımları karşılığında hızlı vatandaşlık vermiştir.
Yaklaşım, kısa vadede ciddi bir sermaye girişi sağlamış olsa da, ada ölçeğinde demografik ve sosyal gerilimleri beraberinde getirmiştir.
Sınırlı yerleşim alanlarında yabancı nüfusun görünür biçimde artması, yerel halkın konut erişimini zorlaştırmış ve programın toplumsal meşruiyeti hızla aşınmıştır.
Uluslararası raporlar ve akademik analizler, Kıbrıs örneğini kontrolsüz vatandaşlık genişlemesinin küçük ada toplumlarında nasıl siyasal ve kurumsal bir krize dönüşebileceğinin tipik bir vakası olarak değerlendirmektedir.
Programın ani biçimde sona erdirilmesi, demografik risklerin yeterince hesaplanmadığını açık biçimde ortaya koymuştur.
Öne çıkan diğer bir örnek Malta’dır. Malta, Avrupa Birliği üyesi olması hasabiyle de yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamalarını yalnızca ulusal çıkarlar çerçevesinde değil, aynı zamanda AB hukuk düzeni ve ortak vatandaşlık rejimi bağlamında tekrar değerlendirmek zorunda kalmıştır.
Bu durum, ilgili ülkede doğrudan ve otomatik bir konut edinimi vatandaşlık ilişkisinin kurulmasını engellemiştir.
Malta modelinde gayrimenkul edinimi, vatandaşlığa giden yolda tek başına yeterli kabul edilmemekte, uzun süreli ikamet, detaylı güvenlik soruşturmaları, mali katkılar ve fiili bağ kurma şartlarıyla desteklenmektedir.
Akademik çalışmalarda bu yapı, vatandaşlığın bilinçli biçimde filtrelendiği bir sistem olarak tanımlanmaktadır. Amaç, küçük ve yoğun nüfuslu bir toplumda kısa sürede demografik ağırlık kazanabilecek yeni grupların ortaya çıkmasını önlemektir.
Keza Karayipler’de yer alan Saint Kitts and Nevis ise tamamen farklı bir yaklaşımı temsil etmektedir.
Ülkede yatırım yoluyla vatandaşlık uzun süredir uygulanmakta, ancak bu vatandaşlık statüsü fiilî yerleşimle büyük ölçüde ayrıştırılmaktadır.
Vatandaşlık alan bireylerin çok büyük bir kısmı ülkede yaşamamakta, yerel konut piyasasında sürekli bir talep oluşturmamakta ve siyasal süreçlere aktif biçimde katılmamaktadır.
Gayrimenkul yatırımları çoğunlukla turizm projeleriyle sınırlı tutulmakta ve yerel halkın kullandığı konut arzıyla doğrudan temas ettirilmemektedir.
Akademik literatürde bu model, hukuki vatandaşlık ile fiili nüfusun bilinçli biçimde ayrılması olarak tanımlanmakta, böylece ada toplumunun demografik yapısının korunabildiği vurgulanmaktadır.
Benzer bir mantıkla hareket eden bir diğer Karayip ülkesi Antigua and Barbuda’dır. Ülkede yatırım yoluyla vatandaşlık programı, özellikle zincirleme nüfus artışı riskine karşı sıkı sınırlamalar içermektedir. Vatandaşlık kazanan yatırımcıların geniş aile bireylerine otomatik haklar tanınmamakta, aile birleşimi ek mali ve hukuki koşullara bağlanmaktadır.
Yaklaşım, küçük nüfuslu bir toplumda vatandaşlık verilen her bireyin demografik etkisinin katlanarak artmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Akademik çalışmalarda bu tür uygulamalar, demografik çarpan etkisini kontrol etmeye yönelik bilinçli politika araçları olarak ele alınmaktadır.
Örnekler birlikte değerlendirildiğinde, KÜÇÜK ADA ÜLKELERİNİN konut edinimi yoluyla vatandaşlık uygulamalarında ortak bir mantıkla hareket ettiği görülmektedir.
Vatandaşlık, çoğu zaman fiili yerleşimden ayrıştırılmakta, siyasal hakların kullanımı zamana yayılmakta ya da fiilen sınırlanmakta, aile birleşimi ve nüfus çoğaltıcı mekanizmalar sıkı denetim altında tutulmaktadır.
Yöntemler, ekonomik fayda sağlarken kapalı toplum yapısının ve demografik dengenin korunmasını amaçlayan bilinçli tercihlerdir.
Uluslararası literatür, bu politikaların yalnızca mali kazanç sağlamak için değil, toplumsal meşruiyeti ve siyasal istikrarı korumak için geliştirildiğini ortaya koymaktadır.
Küçük ada ülkeleri deneyimi, vatandaşlık politikalarının salt hukuki bir statü meselesi olmadığını, aynı zamanda nüfus yapısını, siyasal temsil dengesini ve toplumsal sürekliliği doğrudan etkileyen stratejik araçlar olduğunu göstermektedir.
Konut edinimi yoluyla vatandaşlık uygulamaları, özellikle kapalı ve kırılgan toplumlarda, demografik hassasiyetler gözetilmeden tasarlandığında kısa sürede geri tepen sonuçlar üretebilmektedir.
