Maria Angela Holguin Cuellar UN Cyprus Talks Yeni Bir Katliama Kapı Aralıyorsunuz, Art Niyetlisiniz, Batı Trakya’da Bugün Yargılanan Türkler'dir, Yarın Sıra Kıbrıs’ta mı Olacak ?

Batı Trakya’da (Gümülcine-İskeçe-Dedeağaç-Dimetoka) dört Türk aktivistin, devlet tarafından atanan müftülerin Çınar Camii’ne girişini engelledikleri gerekçesiyle bu hafta ağır şekilde mahkum edilmesi, sadece Yunan ve Rum Yönetiminin, Türklere bakış açısında iç hukukunu ilgilendiren bir dava değildir.

Bu karar, Batı Trakya Türklerinin yaklaşık BİR ASIRDIR VERDİĞİ KİMLİK MÜCADELESİNİN son halkasının ağır şekilde cezalandırılmasıdır.

Altını çizerek yazıyorum, 1923 Lozan Antlaşması, Batı Trakya Türklerine dini, kültürel ve eğitim alanlarında önemli güvenceler tanıdı.

KIBRISA ÖRNEK OLSUN, HANİ NEREDE HUKUKİ GÜVENCELER !

Ancak geçen yüz yıl içinde bu hakların uygulanması konusunda ciddi tartışmalar yaşandı. Seçilmiş müftüler yerine devlet tarafından atanan müftülerin görevlendirilmesi, Türk derneklerinin isimlerinde “Türk” ifadesinin kullanılmasına yönelik uzun yıllar süren hukuki ihtilaflar, Türk okullarının sayısındaki azalma ve son olarak Çınar Camii olayı aynı zincirin parçaları olarak görülmektedir.

Siyaset bilimi açısından devletlerin azınlık politikaları yalnızca güvenlik meselesi değildir.

Devletler zaman zaman eğitim, din, hukuk ve bürokrasi aracılığıyla toplumları yeniden şekillendirmeye çalışırlar.

Literatürde bu süreçler kurumsal asimilasyon, kimlik yönetimi ve azınlıklaştırma politikaları olarak incelenmektedir.

Azınlıklaştırma sadece nüfusun azalması değildir !

Bir toplum kendi eğitimini yönetemiyorsa, dini temsilcilerini belirleyemiyorsa, kolektif kimliği resmi düzeyde tanınmıyorsa ve siyasal etkisi giderek daralıyorsa, nüfusu değişmese bile fiilen azınlık konumuna itilebilir.

İşte Batı Trakya’da yaşanan tartışmalar tam da bu çerçevede değerlendirilmektedir.

Bugün Kuzey Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kimliği almayı yalnızca Avrupa Birliği pasaportu olarak görenlerin üzerinde düşünmesi gereken nokta da budur !

Vatandaşlık sadece bir kimlik kartı değildir !

Vatandaşlık aynı zamanda hangi anayasal düzenin içinde yaşayacağınızı, hangi kurumlara bağlı olacağınızı ve gelecekte haklarınızı hangi devlet mekanizmasının koruyacağını belirler !

Kıbrıs’ın yakın tarihi de bu nedenle göz ardı edilemez.

1963 yılında hazırlanan Akritas Planı’nın, dönemin anayasal düzenini Türk toplumunun aleyhine değiştirmeyi hedeflediği yönünde çok sayıda tarihsel çalışma bulunmaktadır.

Aynı yıl başlayan Kıbrıs Türküne karşı baskılar ve sonunda katliamlar sonucunda Kıbrıs Türkleri ortak devlet organlarından dışlandı ve kendi yönetim yapılarını oluşturmak zorunda kaldı.

2004 yılında Annan Planı referandumunda Türk tarafı çözüm planına destek verirken Rum seçmenlerin büyük çoğunluğu planı reddetti. Buna rağmen Gayri hukuki ve AB kuruluş felsefesine ve yasalarına aykırı bir şekilde Avrupa Birliğine adanın tamamını temsilen Rum Kıbrıs Cumhuriyeti kabul edildi.

2017’de Crans-Montana görüşmeleri de kapsamlı bir çözüme ulaşamadı. Sürecin neden başarısız olduğu konusunda tarafların farklı değerlendirmeleri bulunsa da değişmeyen gerçek, Rum’un maksimalist tabirler ve iki taraf arasında kalıcı bir siyasal uzlaşının sağlanamamış olmasıdır.

O dönemin Kıbrıs Türk Liderliği haklarımızdan büyük ödünler vermesine hatta bana göre teslim olmasına rağmen Rum yine de “hadi ordan” diyerek ve bizleride aşağılayarak masayı devirdi.

Bu tarihsel gelişmeler, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan herkes için doğal olarak şu soruyu gündeme getiriyor,

1- Tek egemenlik altında bir çözüm gerçekleşirse, Türk toplumunun siyasal eşitliği hangi anayasal mekanizmalarla korunacaktır?

2- Türkçe eğitim sistemi nasıl güvence altına alınacaktır?

3- Nüfus dengesi nasıl korunacaktır?

4- Yerel yönetimlerin yetkileri nasıl belirlenecektir?

5- Dini kurumların statüsü ne olacaktır?

Sorular çoktur, Bu soruların hiçbirine açık ve bağlayıcı cevap verilmeden yürütülen tartışmaların eksik kalacağı açıktır.

Batı Trakya örneği, Kıbrıs’ta mutlaka aynı sonucun yaşanacağını göstermez, Ancak devlet politikalarının uzun yıllara yayıldığında bir toplumun kurumsal yapısını nasıl değiştirebildiğini göstermesi bakımından müthiş dikkate değer canlı bir örnektir.

Bugün Batı Trakya’da mahkeme önünde yargılanan insanlar yalnızca dört kişi değildir. Tartışılan konu, bir toplumun kendi kimliğini, kurumlarını ve temsil hakkını NE ÖLÇÜDE KORUYABİLDİĞİDİR.

Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan herkesin de duygularla değil, tarihe ve yaşanmış tecrübelere bakarak karar vermesi gerekir.

Çünkü devletler değişebilir.

Siyasi dengeler değişebilir.

Fakat kaybedilen kurumsal hakları yeniden kazanmak, onları korumaktan çok daha zordur.

Rum’un, AB’nin ve BM’nin tuzaklarına düşmeyelim.

Bu tuzaklardan 2004 yılında ve 2017 yılında Rum Yönetiminin maksimalist tutumu hatta ahmaklığı sebebiyle kurtulduk.

Bu yüzden Egemen Eşit İki Devlet ve Eşit Uluslararası Statü tezini destekliyorum.