İlişkilerde bazen kendimizi bir döngünün içinde sıkışmış hissederiz. Aynı tartışmalar, aynı kırgınlıklar, aynı pişmanlıklar ve aynı konular… Her seferinde içimizde yeniden beliren bir umut vardır; bu umut çoğu zaman “Bu sefer farklı olacak” cümlesiyle iç sesimize dönüşür. Oysa bazı ilişkilerde yaşadığımız şey aşk değil, fark etmeden içine çekildiğimiz travmatik bir bağlılık olabilir.
Travmatik bağlanma genellikle şu şekilde işler:
Partneriniz zaman zaman sizi küçümser, yok sayar, değersiz hissettirir ya da incitici sözler söyler. Ardından birden bire geri gelir; özür diler, sizi ne kadar sevdiğini ve sensiz yapamadığını anlatır. O an ilgi yeniden üzerinize yönelir. Beyin kısa süreli bir rahatlama yaşar ve kişi “Demek ki seviyor” düşüncesiyle ilişkiye bir şans daha verir.
Bu noktada yaşanan şey gerçek bir güven duygusu değil, tehlikenin geçici olarak ortadan kalkmasına bağlı bir rahatlama hissidir. Beyin, “Şimdilik güvendeyim” mesajını alır. Ancak tehlikenin ne zaman yeniden ortaya çıkacağını bilmediğimiz için içten içe tetikte kalmaya, huzursuz bir bekleyişe devam ederiz. Bu inişli çıkışlı süreç çoğu zaman tutkulu bir aşk hikâyesi gibi algılanabilir. Oysa beyin düzeyinde yaşanan deneyim, sağlıklı bir bağlanmadan oldukça farklıdır.
Beyin Bu Döngüye Neden Alışır?
Travma bağında beyin sürekli bir gerilim–rahatlama döngüsüne maruz kalır. Önce stres, korku ve terk edilme kaygısı yaşanır; ardından barışma, ilgi, yakınlık ve sevgi gelir. Bu süreç, bağımlılık mekanizmasına benzer bir şekilde işler. Beyin, yaşanan yoğun duyguları “bağ kurma” ile eşleştirir. Olumsuz duyguların ardından gelen rahatlama daha güçlü algılanır ve bu iniş çıkışlar zamanla kişiyi ilişkiye daha da bağlar.
Dışarıdan bakan biri için “Neden hâlâ bu ilişkidesin?” sorusu oldukça basit görünebilir. Oysa bu döngünün içindeki kişi bazen neden kaldığını kendisi bile açıklayamaz. Bazen de ilişkinin kendisine iyi gelmediğinin farkındadır; ancak bu düzen ona tanıdık ve güvenli hissettirdiği için kopmakta zorlanır. Sürecin bitmesiyle yüzleşmek, ayrılık yasını taşımak ve bilinmezliğe adım atmak daha zorlayıcı gelir. Bu nedenle beyin, “Güvendesin, seviliyorsun” şeklinde sinyaller üreterek yaşananları normalleştirmeye başlayabilir.
Çocuklukta Öğrenilen Sevgi Dili
Eğer çocuklukta sevgi güvenli, tutarlı ve sakin bir şekilde verilmediyse; sevgi bazen geri çekildiyse, bazen ödül gibi sunulduysa, duygusal yakınlık inişli çıkışlı yaşandıysa… Beyin şunu öğrenir: “Sevgi, her zaman huzurlu değildir.”
Yetişkinlikte de bu öğrenilmiş düzen devam eder. Tanıdık olan, güvenli gibi hissedilir. Hatta zarar verici olsa bile… Çünkü beyin, bildiği şeyi “konfor alanı” olarak algılar. Yeni, sakin ve dengeli bir ilişki ise başlangıçta sıkıcı, boş ya da yabancı gelebilir.
Bu yüzden bazı insanlar huzurlu ilişkilerde kendilerini “bir şey eksik” hissederken; duygusal olarak zorlayan ilişkilerde “çok yoğun seviyorum” diyebilir.
Hayattan Küçük Bir Örnek
“Beni görmezden geldiğinde günlerce ağlıyorum. Ama mesaj attığında ya da yanıma geldiğinde her şeyi unutuyorum. Sanki o an yaşadığım mutluluk her şeye değiyor.”
Aslında burada yaşanan mutluluk, ilişkinin sağlıklı olduğunun değil; gerilimin geçici olarak durduğunun göstergesidir. Beyin rahatladığı için bunu mutlulukla karıştırır.
Bir başka örnek:
Sürekli eleştirilen, değersiz hissettirilen biri; partnerinden gelen küçük bir iltifatı bile çok büyük bir sevgi göstergesi olarak algılayabilir. Çünkü çıta çok aşağı çekilmiştir.
Bu Döngü Nasıl Kırılır?
Bu döngüyü kırmanın ilk ve en önemli adımı farkındalıktır. Kendimize şu soruları dürüstçe sormaya başladığımızda gerçeklik yavaş yavaş şeffaflaşır:
· Ben bu ilişkide gerçekten ne hissediyorum?
· Güvende miyim, yoksa sürekli tetikte mi?
· Sevildiğimi mi hissediyorum, yoksa onay mı bekliyorum?
· Bu ilişkide kaldığımda kendim olabiliyor muyum?
Cevaplar her zaman kolay olmayabilir. Ama soruları sormaya başladığınız anda, döngü otomatik olmaktan çıkar.
Mini Egzersiz: İlişki Gerçekliğiyle Yüzleşme
Bu egzersizi sakin bir anda, mümkünse yazarak yapmanı öneririm: Öncelikle Bir kâğıdı ikiye bölelim ardından Sol tarafa şu başlığı yazalım; “Bu ilişkide yaşadıklarım” Sağ tarafa şu başlığı yazalım; “Bu ilişki bana ne hissettiriyor”
Sol tarafa somut olayları yaz:
– Söylenen sözler
– Yaşanan tartışmalar
– Özürler, geri dönüşler
Sağ tarafa ise duygularını yaz:
– Kaygı
– Huzur
– Değersizlik
– Rahatlama
– Korku
Sonra kendimize şu soruyu yöneltelim; “Bu duygular, sağlıklı bir sevgi ilişkisini mi anlatıyor?”
Bu egzersizin amacı karar vermek değil; sahanın dışına çıkarak kendinizi sanki bir başkası gibi gözlemleyerek görmektir işte o zaman her şey daha fazla şeffaflaşıp gerçekliğe bir adım daha atmış olacaksınız.
Aşk; sürekli kendini kanıtlaman gereken, kaybetme korkusuyla yaşadığın, değersiz hissettiğin bir alan olmak zorunda değil. Gerçek sevgi, güven verir, sakinleştirir ve tutarlıdır.
Bazen kopamadığımız şey kişi değil; çocukluktan tanıdık gelen bir duygusal düzen olur. Bunu fark ettiğimizde, özgürleşmenin ilk adımını atmış oluruz.
