Doğu Akdeniz’de kartlar yeniden dağıtılırken İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kurduğu yakınlık, Türkiye açısından dikkatle okunması gereken bir stratejik hamledir. Rum Kesimi, Kıbrıs Türk halkının haklarını yok sayarak adanın tamamını temsil ediyormuş gibi hareket ederken, İsrail de bölgedeki siyasi ve enerji hesaplarını bu anlayış üzerinden büyütmeye çalışıyor.

Ancak unutulmaması gereken gerçek şudur: Kıbrıs’ta Türkiye’siz, K.K.T.C.’siz bir denklem kurulamaz.

Rum Yönetimi’nin Avrupa Birliği üyeliğinin arkasına sığınarak Kıbrıs Türklerinin iradesini ve haklarını görmezden gelmesi, uluslararası siyasetin en büyük çelişkilerinden biridir. Bir tarafta “barış” söylemleri, diğer tarafta Türklerin siyasi eşitliğini ve enerji kaynakları üzerindeki haklarını yok sayan uygulamalar… Bu yaklaşımın adı barış değil, siyasi dayatmadır.

İsrail’in Rum Kesimi ile geliştirdiği ilişkiler de Türkiye’nin bölgedeki tarihsel, siyasi ve stratejik gerçekliğini değiştiremez. İsrail, Doğu Akdeniz’i kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek isterken Türkiye’nin bölgesel ağırlığını hesaba katmak zorundadır. Ankara’nın vereceği mesaj açık olmalıdır: Kıbrıs Türklerinin hakları pazarlık konusu değildir.

Türkiye, K.K.T.C.’nin ekonomik ve siyasi gücünü artırmalı, Doğu Akdeniz’deki haklarını kararlılıkla savunmalı ve Rum Kesimi’nin tek taraflı adımlarına karşı daha güçlü diplomatik hamleler geliştirmelidir.

Bugün mesele yalnızca Kıbrıs değildir. Mesele, Doğu Akdeniz’de kimin söz sahibi olacağıdır. Türkiye geri çekilirse başkaları alanı doldurur. Türkiye kararlı durursa kurulmak istenen hiçbir denklem Ankara’yı yok sayamaz.

Kıbrıs Türk’tür; Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz hesap yapılamaz.