Kendi ayağına kurşun sıkan bir ülke düşünün…
Bir yandan “öğrenci adasıyız” diye övünüyoruz. Üniversitelerimizi, eğitim sektörümüzü ve ülkemizin uluslararası öğrenci potansiyelini anlatıyoruz.
Diğer yandan her gün, bu ülkenin güvensiz olduğu, suçun kol gezdiği, insanların sokağa çıkmaya korktuğu yönünde yayınlar yapıyoruz.
Peki sonra ne olmasını bekliyoruz?
Dünyanın başka bir ülkesinde yaşayan bir öğrenci, üniversite tercihi yaparken ailesiyle birlikte internette araştırma yapıyor. Karşısına sürekli “Kıbrıs’ın kuzeyinde güvenlik sorunu”, “suç arttı”, “ülke güvensiz” şeklinde haberler çıkıyorsa, o öğrenci ailesini nasıl ikna edecek?
Belki de hiç gelmeyecek.
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Bir ülkenin sorunlarını konuşmak başka şeydir, ülkenin geleceğini kendi ellerimizle karalamak başka şey.
Elbette suç varsa konuşacağız. Güvenlik sorunu varsa dile getireceğiz. Hükümeti, polisi ve ilgili kurumları eleştireceğiz. Çünkü sorunları gizlemek çözüm değildir.
Ama bir gerçeği de teslim etmek zorundayız:
Polisimiz, sahip olduğu imkanlar ve personel gücü içerisinde güvenliğimizi sağlamak için büyük bir mücadele veriyor. Meydana gelen birçok olayda suçlular kısa sürede tespit edilerek adalete teslim ediliyor.
Bunu görmezden gelmek de haksızlık olur.
Elbette polisin daha güçlü olması, daha fazla personel ve teknik imkana sahip olması gerektiğini söyleyebiliriz. Eksikleri de eleştirebiliriz. Ancak her gün polisi, güvenlik güçlerini ve ülkeyi başarısız gösteren bir dil kullanmak, suçlularla mücadele eden insanların emeğini de yok saymak anlamına gelir.
Eleştirinin amacı ülkeyi yaşanmaz göstermek değil, ülkeyi daha yaşanabilir hale getirmek olmalıdır.
Turizm adası olmak istiyoruz.
Öğrenci adası olmak istiyoruz.
Dünyadan insanların gelip burada yaşamasını, eğitim almasını, tatil yapmasını ve ülkemizi tanımasını istiyoruz.
Peki bütün bunları isterken her gün kendi ülkemiz hakkında olumsuz bir algı oluşturursak, insanlara neden gelmeleri gerektiğini nasıl anlatacağız?
Bir ülkenin yalnızca yolları, otelleri, üniversiteleri ve doğal güzellikleri yoktur.
Bir de itibarı vardır.
Ve bugün sosyal medyada, haberlerde ve çeşitli platformlarda söylediğimiz her söz, ülkenin dışarıdaki algısının bir parçası haline geliyor.
Bazen bir haberi paylaşırken yalnızca o günün tepkisini düşünüyoruz.
Ama o haberin ülkeye gelecek bir turistin, bir öğrencinin veya bir yatırımcının kararını nasıl etkileyebileceğini düşünmüyoruz.
İşte buna biraz kafa yormamız gerekiyor.
Çünkü ülkesini eleştirmek vatandaşlık hakkıdır; fakat ülkesini düzeltmek için eleştirmekle, farkında olmadan ülkesinin itibarını yok etmek aynı şey değildir.
Bizim ihtiyacımız olan şey sorunları saklamak değil.
Sorunları büyütüp ülkenin tamamını kötü göstermek de değil.
İhtiyacımız olan şey:
Gerçeği konuşmak, çözümü göstermek ve umudu kaybetmemek.
Çünkü bu ülke hepimizin.
Ve unutmayalım:
Kendi evimizin çatısı akıyorsa, çatıyı tamir etmeliyiz.
Her gün evin ne kadar kötü olduğunu anlatıp, sonra da neden kimse bu eve gelmiyor diye şaşırmamalıyız.
Bir ülkenin geleceği yalnızca hükümetlerin değil, o ülkede yaşayan herkesin diliyle, davranışıyla ve sorumluluk anlayışıyla şekillenir.
Eleştirelim.
Sorgulayalım.
Hesap soralım.
Ama bunu yaparken ülkemizin geleceğini de düşünelim.
Çünkü bazen insan farkında olmadan ülkesine iyilik yaptığını sanırken, kendi ayağına kurşun sıkıyor olabilir.
Günümüz Aydın Olsun..
