Tam 16 yıl sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri yeniden Kıbrıs’a geliyor.
Bu, diplomatik takvimde sıradan bir ziyaret olarak görülebilir. Ancak Kıbrıs gibi yarım asrı aşkın süredir çözülemeyen bir mesele söz konusu olduğunda, her ziyaret aynı soruyu yeniden gündeme getiriyor:
Bu kez farklı olan ne?
Çünkü bugüne kadar Genel Sekreterler değişti, özel temsilciler değişti, müzakere heyetleri değişti. Dünya değişti, dengeler değişti. Ama değişmeyen tek şey, Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğü oldu.
Aradan geçen yıllarda nesiller değişti.
1974’ü yaşayanlarla bugün doğan çocukların Kıbrıs’a bakışı aynı değil. Bir taraf güvenlik kaygılarıyla geçmişe bakarken, diğer taraf uluslararası tanınmışlığın ve ekonomik refahın peşinden gidiyor. Kuzey Kıbrıs ise tüm bu süreçte uluslararası izolasyonların, ekonomik kırılganlıkların ve siyasi belirsizliklerin yükünü taşımaya devam ediyor.
Bugün adaya gelecek heyetin en önemli görevi, tarafları yeniden konuşturabilmek olacaktır.
Ancak artık masaya sadece eski dosyaları koyarak sonuç almak mümkün değildir.
Dünya 1968’in, 1977’nin, 2004’ün hatta Crans-Montana’nın dünyası değildir. Doğu Akdeniz’in enerji dengeleri, bölgesel güvenlik sorunları, göç hareketleri ve küresel ekonomik gelişmeler Kıbrıs’ın stratejik önemini daha da artırmıştır.
Dolayısıyla çözüm arayışı da bugünün gerçeklerine göre şekillenmelidir.
Bir bankacı olarak yıllardır rakamları okuyorum. Rakamlar yalan söylemez.
Her çözümsüzlük dönemi, yatırım kararlarının ertelenmesi demektir.
Her siyasi belirsizlik, sermayenin daha güvenli limanlara yönelmesi demektir.
Her başarısız müzakere süreci ise gençlerin geleceğini başka ülkelerde araması demektir.
Bir ekonominin en büyük sermayesi sadece parası değildir; güvenidir.
Güven varsa yatırım gelir.
Yatırım varsa üretim olur.
Üretim varsa istihdam artar.
İstihdam varsa refah yükselir.
Ancak belirsizliğin hakim olduğu bir ortamda yatırımcı bekler, üretici temkinli davranır, tüketici harcamasını kısar ve bankalar da riskleri daha dikkatli yönetmek zorunda kalır. Bunun bedelini ise en sonunda toplumun tamamı öder.
Kıbrıs meselesi artık yalnızca siyasi bir dosya değildir.
Bu mesele; ekonomiyi, bankacılığı, turizmi, yükseköğretimi, dış ticareti, uluslararası finansı ve gençlerin geleceğini doğrudan etkileyen bir kalkınma meselesidir.
Bu nedenle bugün adaya gelen Birleşmiş Milletler heyetinin başarısı yalnızca hazırlanacak ortak metinlerle değil, Kıbrıs’ta yaşayan insanların hayatına ne ölçüde umut ve öngörü kazandıracağıyla değerlendirilecektir.
Çünkü piyasalar da insanlar gibi belirsizliği sevmez.
Ve unutulmamalıdır ki, diplomasi yalnızca siyaset üretmez; doğru yürütüldüğünde ekonomik güven de üretir.
Dilerim bu ziyaret, geçmişin tekrarı değil, geleceğin başlangıcı olur.
Çünkü Kıbrıs’ın artık tüketilecek zamanı da, heba edilecek ekonomik potansiyeli de kalmamıştır..
Mutlu Haftalar Olsun..
